reklam
reklam
Köroğlu Gazetesi | Bolu
reklam

AŞK

AŞK
Bu haber 16 Ekim 2018 - 13:41 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Mutlaka hepimizin aşkla ilgili fikirleri vardır: Sevmenin zirve noktası olarak görülen aşk, kuvvetli bir cazibe, sevdiğin kişiden ayrılmama arzusu, değer verilmenin hissettirdiği mutluluk, güçlü bir bağ sebebiyle hissedilen sonsuz huzur…

Aşkın hayatımızda ki yeri büyüktür. Fikirlerimizi, eylemlerimizi ve ruh halimizi değiştirme gücüne sahiptir. Sosyal yaşantımızda, iş hayatımızda kısacası günlük performansımızda önemli bir rolü vardır.

PEKİ, AŞK NEDİR?

Kelime anlamı olarak ‘bir kimseye ya da bir şeye duyulan aşırı sevgi ve bağlılık duygusudur.’ Aşkın tanımı tektir fakat yaşanma biçimi dünyada ki insan sayısıyla doğru orantılıdır. Yani herkesin aşkı anlatış biçimi ya da aşkı yaşayış biçimi otantiktir.

Aşka daha çok filmlerde, romantik şarkılarda, şiirlerde, romanlarda rastlarız ve aşk hakkında düşüncelerimiz şekil almaya başlar. Aşkın bilinen tarafları aklımızda bulunsun fakat insan beyninin nostaljik olanı yüceltmeye eğilimli olduğunu unutmamak gerekir.

Aşk üzerine bugüne kadar en çok konuşanlar ve yazanlar filozoflar ve edebiyatçılardır. Fakat son yıllarda ‘aşk’ bilimsel olarak da araştırılmaların odağı haline gelmiştir. Bazı araştırmalar sonucunda aşkın beynimizde kokain gibi bir etki yarattığına sonucuna ulaşılmıştır. Psikologlar ve nörologlara göre aşkın, tıpkı açlık ve susuzluk gibi temel bir ihtiyaç olduğu yargısına varılmıştır. O zaman aşkın hem psikolojik hem de nörolojik boyutunu incelemek gerekir.

PSİKOLOJİK AÇIDAN AŞK

Aşk’ı psikolojik açıdan incelediğimizde insanın kendini tamamlama arzusu olarak ifade edebiliriz. Kendi yaralarımızı ve açlığımızın bir başkasıyla giderilmesi arzusudur. Bir başka deyişle Aşk, ‘ben kimim’ sorusunun ötekinde arama girişimidir. Yani demek istediğim aşk, kişinin kendinde hissettiği eksikliği bir başka kişide kapatma çabasının sonucudur.

Aşk, varoluşumuzu teyit etmenin yollarından bir tanesidir ve bir varoluş kaygısının tezahürüdür.

Aşkın nasıl yaşandığı, aşık kişinin kendisini ve çevresindeki insanları nasıl gördüğü, yaşadığı duyguları yorumlaması ve bu duyguları nasıl ifade ettiği, değer yargıları ve inançları psikolojik süreçlerin tümünü içermektedir. Bu sebeple aşık olan insanların bakış açıları, duygularını yansıtabilme şekli ve davranışsal olarak farklılıklar gözlenmesi mümkündür.

NÖROLOJİK OLARAK İSE;

Aşk ve sevgi kalbimizin değil, beynimizin bir işlevidir. Bütün duygularımız beynimizin bir işlevi olarak limbik sistemde oluşur. Her duygu türü kişide değişime sebep olmaktadır, aşk ve sevgi de insanda bazı değişimlere sebep olur. Bu değişimler serotin miktarının azalması, dopamin ve norepinefrin miktarının artmasıdır. Dopamin ve norepinefrin hormonları aşık olduğunuz kişiye bütün dikkatinizi vermenizi ve dünyanın merkezi olarak onu görmenizi sağlar. Sevdiğiniz kişiyle ilgili her ayrıntıyı, yaşadığınız anıları hatırlamayı sağlayan ve o kişi olmadan yaşamanın imkansız olacağı duygusunu yaratan hormon dopamindir. Dopamin ve norepinefrin hormanı artarken, serotonin azalması takıntılı düşünceler kurmanıza neden olur.

Aşık olduğumuz zaman, oksitosin ve vazopressin hormonlarımızda da artış meydana gelmektedir. Bu artışlar ise bağlanmayı sağlar. Sevgi ve aşk zihnimizdeki bazı aktivitelerin gerçekleşmesini engeller ve ‘aşkın gözü kördür’ inancı algımızda ki değişimler nedeniyle gerçektir. Normalde insanları algılarken bazen beyin aktiviteleri sonucunda değerlendirmeler yapılır ve sonuçlar ortaya çıkar fakat aşık olduğumuzda bu mekanizmalar çalışmadığından dolayı algımız bozulur. Karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, nasıl olmasını istiyorsak o şekilde algılamaya başlarız. Yani aslında aşık olduğumuzda körleşiriz. Bu körlüğün süresi aşkın ömrünü belirler. Algılarımız düzeldiğinde hala yanımızda ki kişiyi sevebiliyorsak yani duygularımız akılcı ve kalıcı ise yeterince gerçekçi ve olgun bir ilişki yaşıyoruz demektir.

Aşkın kendisi mutluluk ve coşkudur fakat aşıkken bu duygular hızlı inişler ve çıkışlar yaşayabilir. Eğer algıladığımız kişiyle, gerçek kişi arasında fark büyükse o zaman mutsuz oluruz ve karşıda ki kişiyi değişmekle, başkası olmakla suçlamaya başlarız. Aslında değişen karşıda ki kişi değildir. Değişen şey sizin onu nasıl algıladığınız ve nasıl gördüğünüzdür.

Sinir sistemimiz, hormonlarımız ve vücudumuzda bulunan tüm kimyasallar aşık olan kişide depresyona mı yoksa yaşadığı tutku ile farkındalığının artmasına mı yol açacağı kişinin sağlıklı düşünebilmesi ile alakalıdır.

İlişki içindeki beklentiler ve talepler olgunlaşmamış bir aşkın özellikleridir. Beklentiler tatmin edilmediği noktada kişide acıya yol açar. Olgunlaşmamış aşkta amaç sevgiye karşı bir şeyler elde etmeye çalışmaktır. Burada yaşanan ilişki türü bağımlı bir insanın örneğidir. Aşık olunan kişi beklentilere cevap veremediğinde ilişki biter.

Olgun bir aşkta ise, tutkudan daha önemli duyguların fark edilmiş olması gerekir. Beklenti barındırmaz ve daha tatminkardır. Olgunlaşmamış ilişkide bulunan bağımlılık hali Olgunlaşmış bir ilişkide bağlılık haline dönüşür. Olgun aşk daha çok emek ve zaman ister.

Aşk başkasının sana hissettirdiklerinden ziyade, senin ona koşulsuz olarak hissettiklerinle alakalıdır. Olgun aşkı yaşayabilmek için ilk önce kendimizi sevebilmeli ve sağlıklı düşünceler barındırabilmemiz gereklidir.

Leo Buscaglia’nın dediği gibi; ruhuna dokunan insanı bul. Konuştuğunda gözleri gülen ve seni olduğun gibi seven.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER