reklam
reklam
SON DAKİKA

Köroğlu Gazetesi | Bolu

DOĞRU MU? YANLIŞ MI?

DOĞRU MU? YANLIŞ MI?
26 Mart 2021 - 13:34

Öncelikle İstanbul Sözleşmesi’nin bir kanun değil, tavsiye sözleşmesi olduğunu, sözleşmedeki tavsiyelerin de 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun olmak üzere birçok düzenlemeye uyarlandığını vurgulamak istiyorum.

Ayrıca amacım nefret söylemi ya da yargılamak değil, hem edindiğim bilgileri paylaşmak hem de kendi yorumumu saygı içerisinde yapmak.

Gelin önce İstanbul Sözleşmesi’ni inceleyelim;

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla, Avrupa Konseyi tarafından 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan bir sözleşmedir. Bu sözleşmeye binaen 2012 yılında hazırlanan başta 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun olmak üzere birçok yeni düzenlemeyi yürürlüğe sokarak sözleşmeyi iç hukuka uyarlamış olduk.

Buraya kadar her şey tamam. Amaç kadının zarar görmemesi, gördüyse de çözüm bulunması ki olması gereken de bu elbette.

Fakat!

Zamanla sözleşmede yer alan “toplumsal cinsiyet” ve “cinsel yönelimler” gibi kavramlar üzerinden Türkiye’nin toplum ve aile değerlerine uygun olmayan eylem ve söylemler geliştirilmeye başlandı. Başta LGBT örgütleri olmak üzere yurtdışından fonlanan, terör örgütleri ve uzantılarıyla birlikte hareket eden bir yapı ortaya çıkmaya başladı. Bu gruplar, İstanbul Sözleşmesi’ni arkalarına alarak, sözleşmeye asıl imza sebebimiz olan kadın hakları ve aile içi şiddetle mücadele konularını çarpıtmaya başladı.

Sözleşmede yer alan, “Taraflar bu sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir.” maddesindeki bazı terimlere dikkat edelim;

Toplumsal cinsiyet ibaresi; “herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılır.” olarak ifade ediliyor.

Cinsel yönelim ibaresi; kişinin eşcinsellik gibi İslam dinine göre fıtrata, insanın doğasına aykırı olan yönelimlerin yasa ile güvence altına alındığını belirtiyor.

Cinsel kimlik ibaresi ise; LGBT olan kişilerin bunu açıkça dile getirmesi, bu kimliklere saygı duyulması ve ayrıştırıcı dilin kullanılmaması gerekliliğini yasa ile korumaya alıyor.

İnsanlar tercihlerinde tabii ki özgürdür. Ancak bir insanın özgürlüğü başka bir insanın özgürlük alanına kadardır. Örneğin ortak alanlarda kişi tercihini uygulama seçimine giderse (bu hangi görüş ya da tercih olursa olsun) rahatsızlığını belli eden insanlar ile karşılaşılma olasılığı büyüktür. Tabi bu rahatsızlık da nezaketli bir şekilde belirtilmeli.

Bu sözleşmenin bir yandan da kapitalist sistemin “ailesiz toplum” amacına yönelik olduğu kanaatine varabiliriz. Neden mi? Egemenler diye tabir edilen bir kesim Kapitalist dönemin ilk anlarından beri aile ile sermaye arasında sorun olduğu pek çok kez ifade etti.

“Akılcı kapitalizmin gelişiminin önünde en büyük engel ailedir. Özellikle akraba ilişkileri kapitalizmin gelişimini boğar.”

Yapılan bir araştırmada; “Mevcut aile modelinde çiftler herhangi bir makamın kontrolüne tabi olmadan diledikleri zaman ve diledikleri sayıda çocuk sahibi olabiliyorlar. Bu da nüfusu egemenler olarak tabir edilen kişilerin kontrolünden çıkarıyor. Bu sebeple öncelikle mevcut aile modelinin değiştirilip, idarecinin izni olmadan çocuk edinilemeyen birliktelik formlarına geçilmesi gerektiğini düşünüyorlar ve yeni/farklı aile formlarını toplumlara dayatıyorlar.” ifadeleri yer alıyor.

Buradan neden LGBT ideolojisinin temel alındığını anlayabiliyoruz diye düşünüyorum.

Bazı uzmanlara göre LGBT bireylerin tercihi bir hastalık, bazı uzmanlara göre ise tamamen insanın bilerek yaptığı bir tercih. Bence ikisi de. Hormonal rahatsızlıklardan dolayı bu durumu elinde olmadan yaşayan da var, bilerek tercih eden de. Hormonal etkisinin birçok sebebi var. İçinde bulunduğumuz dönemde çok fazla hormonlu gıda var. Bunları tüketiyoruz. Yediğimiz, içtiğimiz şeyler insanın karakterine, DNA’sına kadar işliyor ve böyle sonuçlarla karşılaşılabiliyor ne yazık ki. Keza izlediklerimizde yer alan bilinçaltı mesajlar dahi insanın düşüncesine etki ediyor.

Bazı araştırmalarda bu tercihi yapan kişilerin genel olarak psikolojik sorunlar yaşadığı ya da psikolojik sorunlardan dolayı böyle bir tercihe yöneldiği ifade ediliyor.

Bakalım sözleşmeyi imzalayan, yürürlüğe koyan ya da çekince koyan ülkeler var mı;

Sözleşme, 45 Avrupa Konseyi ülkesi tarafından imzalandı, 34 üye ülkede farklı tarihlerde onaylandı ve yürürlüğe girdi. AB’de sözleşmeyi imzaladı. Avrupa Konseyi üyesi ülkeler olan Azerbaycan ve Rusya anlaşmayı imzalamadı. Sözleşmenin yürürlüğe girmediği AB Üyesi olmayan ülkeler; Ermenistan, Azerbaycan, Rusya, Lihteyştayn, Moldova, Ukrayna, İngiltere’dir.

AB üyesi olan Bulgaristan, Macaristan, Çekya, Letonya, Litvanya, Slovakya, sözleşmeyi imzalamasına rağmen yürürlüğe koymadı. Polonya, LGBT topluluğunun kendi cinsiyet anlayışını İstanbul Sözleşmesi üzerinden bütün topluma kabul ettirmeye çalıştığını öne sürerek sözleşmeden çekilmek için yasal süreç başlattı. Yunanistan, Almanya, Danimarka, Finlandiya, Hırvatistan, İsveç, Fransa ise sözleşmeye çekince koydular.

Biz bir devletiz. Kanunumuz, yasamız var. Gelin kendi düzenlemelerimizi inceleyelim;

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için mevcut kanunumuz Türk hukukunda 6284 sayılı kanun ile düzenlendi. Bunun dışında Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Sosyal Şartı, Şiddet Suçları Mağdurlarının Zararlarının Tazmin Edilmesine İlişkin Avrupa Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi ve Kadına Karşı 23 Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) gibi uluslararası belgelere taraftır ve bu sözleşmenin gereklerini yerine getirmeyi sürdürmekte.

Bunların yanı sıra 2 Mart’ta açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı çerçevesinde aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddetle mücadelenin etkinliğini arttıracak faaliyetler öngörülmekte.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’u inceleyelim. Bu kanun nedir, nasıl yararlanılır?

Bu Kanunun amacı kadınları, çocukları, aile bireylerini ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarını şiddete karşı korumaktır. Bu kanun;  Aile içi şiddete maruz kalan eş ve çocuklar ile aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireyleri (akrabalar), tek taraflı ısrarlı takip mağdurları, mahkemece ayrılık kararı verilen veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı olan ya da evli olmalarına rağmen fiilen ayrı yaşayan aile bireylerini kapsamakta.

İnsan Hakları Eylem Planı çerçevesinde oluşturulan aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddetle mücadele maddelerine bakalım;

  1. Eşe karşı işlenen suçlarla ilgili kanunda öngörülen cezayı artıran sebepler, boşanmış eşi de kapsayacak şekilde genişletilecektir.
  2. Tek taraflı ısrarlı takip fiilleri ayrı bir suç olarak düzenlenecek ve böylelikle mağdurlara sağlanan güvence artırılacaktır.
  3. Cinsel saldırı mağduru kadınların ikincil örselenmelerini önlemek amacıyla hastanelerde oluşturulan özel merkezler/kadın destek birimleri yaygınlaştırılacaktır.
  4. Aile içi şiddet ve kadına karşı şiddetten kaynaklanan suçların etkin bir şekilde soruşturulması amacıyla kurulan özel soruşturma büroları ülke genelinde yaygınlaştırılacaktır.
  5. Şiddet mağduru kadınların hak arama yollarını etkin bir şekilde kullanabilmeleri için Ceza Muhakemesi Kanunu 234’üncü maddesi uyarınca avukat görevlendirilmesi imkânı getirilecek, adli yardım hizmetlerinden yararlanma koşulları kolaylaştırılacaktır.
  6. Aile içi şiddet bürolarında görevli Cumhuriyet savcıları ile tedbir kararlarına bakmakla görevli hâkimlere uygulama birliğinin sağlanması için düzenli olarak eğitim verilecektir.
  7. Tehdit altındaki kadınların daha etkin korunmasını sağlamak için önleyici ve koruyucu kapasite artırılacak ve bu kapsamda teknolojik imkânlardan da azami ölçüde yararlanılacaktır.
  8. Haklarında uzaklaştırma kararı verilenler başta olmak üzere, aile içi şiddet veya kadına karşı şiddet uygulayanların rehabilitasyonu sağlanacak, bu amaçla öfke kontrolü ve stres yönetimi gibi etkili programlar geliştirilecektir.
  9. Boşanma sürecinin taraflar ve çocuklar üzerindeki olası olumsuz etkilerini en aza indirebilmek, özellikle çocukla kişisel ilişkinin sağlıklı yürütülmesini sağlamak amacıyla süreç hakkında taraflar ve çocuklar bilgilendirilecek ve ihtiyaç duyanlara psikososyal destek sağlanacaktır.

Bu maddelere baktığımızda kendi kanun ve stratejilerimiz de yeterlilik görmekte ve kadınların haklarını genişletmekte.

Yani sözleşmenin toplum değerleri ile bağdaşmayan cinsel yönelim kısımları kamuoyunda kabul görmemekle birlikte sözleşmenin özellikle kadın hakları bağlamında sağladığı imkanların çok daha fazlası ülkemizde hayata geçirilmekte.

Gelelim “neden diğer ülkeler gibi fesih gerekçesi olarak gösterdiğimiz maddelere çekince koymadık” sorusuna;

İstanbul Sözleşmesi’nin 78. Maddesi sözleşmenin; tazminat hakkı, yargı yetkisi, zaman aşımı, oturma izni gibi Türkiye’nin sorunlu görmediği kısıtlı sayıda madde için çekince koyulabileceğini belirtmiştir. Sözleşmenin tartışılan; toplumsal aile değerlerine karşı eğilimlerin meşrulaştırılması gibi sorunlu maddelerine ne yazık ki çekince koyulamamakta. Bunun yanı sıra 2020 Ağustos ayında bazı terimlere şerh koyulması için başvuruda bulunduk. Fakat sonuç alınamadı ve sözleşmeyi feshetme yöntemine başvurduk.

Soru-cevap ile devam edelim.

 Türkiye’de kadın hakları tehlikede mi?

İstanbul Sözleşmesinin kaldırılması kadın haklarını tehlikeye sokmamakta. Aksine, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve CEDAW (Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) aynı kararlılıkta uygulanmaya devam edecek.

İstanbul Sözleşmesi kadına karşı şiddettin tek dayanağı mıdır?

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi, 2012 yılında çıkan ve sözleşmedeki tavsiyeler de dikkate alınarak Türk hukukunda 6284 sayılı kanun ile düzenlendi. Bunun dışında ülkemiz, Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi’ne taraf ve bu sözleşmenin gereklerini yerine getirmekte.

Sözleşmenin feshi her türlü şiddettin önünü açıyor mu?

Ülkemiz taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve iç hukukunun işlerliği ile her türlü şiddete insan hakkı ihlali olarak yaklaşmakta. Bu kapsamda iç hukukumuzun ve İnsan Hakları Eylem Planı’mızın şiddet kavramı daha geniş ve daha keskin olduğundan, İstanbul Sözleşmesinin neden olduğu muğlaklıklar ortadan kalkacaktır.

Yani sonuç olarak; İstanbul Sözleşmesi, aileyi ve kadını güçlendirmeye odaklı olan sonrasında ise küresel LGBT lobilerinin ve bunlarla eşgüdümlü finans ve teknoloji şirketlerinin ülkemiz üzerinde düşünce ve ifade özgürlüğünü baskılayıcı, aile ve toplum değerlerimizi yozlaştırıcı politik bir baskı aracı olarak kullanmaya başlamalarından dolayı feshedildi.

Yorumuma gelecek olursak;

Hiçbir kadının şiddet görmesi, öldürülmesi, tacize uğraması kabul edilebilir bir şey değil. Ne yazık ki tacize uğrayan, hakkı elinden alınan, eğitimi engellenen, görünüşüyle dalga geçilen, hor görülen binlerce kadın ve binlerce kız çocuğu var ülkemizde. Bu anlayıştan bir an önce vazgeçilmesi lazım.

Çünkü, eğitimden sağlığa, siyasetten iş dünyasına kadar üstlendikleri sorumluluklarla geleceğe güvenle bakmamızın, toplumsal yapımızın ve aile bütünlüğümüzün sağlanmasında, başarılı ve mutlu nesillerin yetiştirilmesinde şüphesiz ki en önemli paya sahip kadın.

Toplumda özgürlüğe, saygınlığa, üretim ve yönetim de yer almaya, bilgeliğe, okumaya, düşünmeye,  fikirleriyle var olmaya ihtiyacı var. Bu imkanı da toplum olarak hep birlikte sağlayacağız.

”Kadın toplumun esiri değil, kederlerinin ve sevinçlerinin tam anlamıyla ortağıdır.” Bu yüzden bu ortaklıkta sevgi, saygı, anlayış, hoşgörü olmalı.

Kadına köle gibi bakılmadığında şiddetlerin, cinayetlerin, tacizlerin son bulacağına inanıyorum.

Bu toplumda her görüşten, her tercihten insanla yaşıyoruz, yaşayacağız. Mühim olan birbirimize saygılı olmamız. Örneğin bana uymayan bir görüş ya da tercihle karşılaştığımda, inancım gereği güzellikle karşı taraf ile konuşurum, yine inancım gereği sorumluluğum olan bilgiyi veririm. Gerisi karşımdaki kişiye kalmış olur.

Bunu yapabildiğimizde atalarımızın yaptığı gibi daha birlik, ayrıştırmayan bir toplum olacağımızı düşünüyorum.

Kimsenin şiddet görmediği, öldürülmediği, merhamet, saygı, iyilik dolu güzel günler diliyorum…

Kep Adresi [email protected]