Türkiye, 30 Ağustos'ta Girne açıklarından gelen gemi faciasının haberleriyle sarsıldı. Girne Limanı'ndan Mersin'in Taşucu Limanı'na gitmek üzere hareket eden ve 267 kişinin bulunduğu yolcu gemisi, limandan ayrıldıktan kısa süre sonra su alarak alabora oldu. İlk açıklamalarda 7 kişinin hayatını kaybettiği, 23 kişi için arama çalışmalarının sürdüğü bildirildi.

Bu olayın üzerinden henüz 3 gün geçmişti ki, 2 Eylül sabahı bu kez Marmara Denizi'nden başka bir gemi kazası haberi geldi.

Silivri açıklarının yaklaşık 18 mil güneyinde Kocaeli'den Aliağa'ya giden Türk bayraklı ALSU ile İskenderun'dan Karadeniz Ereğli'ye seyreden TUĞBERK İMAMOĞLU isimli iki ticari gemi çarpıştı. İstanbul Valiliği, TUĞBERK İMAMOĞLU ve gemideki 10 personelle irtibat kurulamadığını, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü açıkladı.

Üç gün arayla yaşanan iki büyük deniz olayı, geçmişte birbirine yakın tarihlerde meydana gelen benzer faciaları yeniden akıllara getirdi.

OTEL YANGINLARI DA PEŞ PEŞE GELDİ

Benzer bir tablo Türkiye'nin hafızasından silinmeyen otel yangınlarında da görüldü.

19 Ocak 2025'te İstanbul Ataşehir'deki bir otelde çıkan yangında 3 kişi hayatını kaybetti. Henüz bu olayın üzerinden iki gün geçmişken, 21 Ocak sabahı Türkiye tarihinin en büyük otel yangınlarından biri Bolu Kartalkaya'da yaşandı.

Grand Kartal Otel'de gece saatlerinde başlayan yangın kısa sürede bütün binayı sardı. İlk saatlerde can kaybı 66 olarak açıklanırken, daha sonra sayı 78'e yükseldi.

Yalnızca iki gün arayla iki ayrı otelde meydana gelen ölümlü yangınlar, o dönem de “peş peşe otel yangınları” tartışmasını beraberinde getirdi.

AYNI MADENDE 4 GÜN ARAYLA İKİ FACİA

En dikkat çekici örneklerden biri ise 2011 yılında Kahramanmaraş'taki Afşin-Elbistan Çöllolar Kömür Sahası'nda yaşandı.

6 Şubat 2011'de maden sahasında meydana gelen şev kaymasında bir işçi hayatını kaybetti.

Aradan sadece 4 gün geçti.

10 Şubat'ta aynı sahada çok daha büyük ikinci bir şev kayması meydana geldi. İkinci olayda biri maden, diğeri jeoloji mühendisi olmak üzere çalışanlar kayan milyonlarca metreküplük malzemenin altında kaldı. TBMM kayıtlarında da iki olayın yalnızca dört gün arayla meydana geldiği yer aldı.

Bu örnekte dikkat çeken nokta ise iki ayrı kazanın yalnızca aynı sektörde değil, aynı maden sahasında birkaç gün arayla gerçekleşmiş olmasıydı.

2018: ÇORLU'NUN ACISI DİNERKEN ANKARA'DAN ACI HABER GELDİ

Türkiye'nin yakın tarihindeki en önemli örneklerden biri de demiryollarında yaşandı.

8 Temmuz 2018'de Tekirdağ'ın Çorlu ilçesi yakınlarında meydana gelen tren faciasında 25 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı.

Çorlu faciasından yaklaşık 5 ay sonra, 13 Aralık 2018'de bu kez Ankara'dan tren kazası haberi geldi. Ankara-Konya seferini yapan Yüksek Hızlı Tren ile kılavuz lokomotifin çarpışması sonucu 9 kişi hayatını kaybetti.

Böylece Türkiye aynı yıl içerisinde iki büyük tren faciasıyla karşı karşıya kaldı. İki olay daha sonra TBMM'deki tartışmalarda da birlikte gündeme getirildi.

Çorlu kazasının ardından demiryollarındaki güvenlik ve denetim tartışmaları henüz devam ederken Ankara'da ikinci büyük facianın yaşanması, “İlk kazadan gerekli dersler çıkarıldı mı?” sorusunu da beraberinde getirdi.

NEDEN BENZER OLAYLAR PEŞ PEŞE GELİYOR?

Gemi kazasından sonra başka bir gemi kazası...

Otel yangınının ardından başka bir otel yangını...

Bir maden kazasından dört gün sonra aynı yerde ikinci facia...

Aynı yıl içerisinde iki büyük tren kazası...

Bu örnekler yan yana getirildiğinde ortaya dikkat çekici bir görüntü çıkıyor. Ancak benzer olayların yakın tarihlerde meydana gelmesi, bir kazanın diğerine neden olduğu anlamına gelmiyor.

Bunun birkaç farklı açıklaması olabilir.

Aynı mevsimsel şartlar, yoğunluk, altyapı sorunları, bakım ve denetim eksiklikleri gibi ortak risk faktörleri belirli dönemlerde benzer kazaların ortaya çıkma ihtimalini artırabilir.

Diğer taraftan insan algısının ve haber gündeminin de önemli bir etkisi bulunuyor. Çok büyük bir olay meydana geldiğinde kamuoyunun dikkati o konuya yoğunlaşıyor. Gazeteciler, kurumlar ve vatandaşlar aynı türdeki yeni olaylara karşı daha hassas hale geliyor. Daha önce daha sınırlı ilgi görebilecek bir olay, büyük bir facianın ardından çok daha görünür hale gelebiliyor.

Bu nedenle “Kazalar gerçekten peş peşe mi artıyor, yoksa biz büyük bir olaydan sonra benzerlerini daha fazla mı fark ediyoruz?” sorusunun yanıtı ancak uzun dönemli istatistiklerin incelenmesiyle ortaya konulabilir.

TESADÜF MÜ, ORTAK SORUNLARIN SONUCU MU?

Ancak bazı örneklerde mesele yalnızca algıyla açıklanamayacak kadar dikkat çekici.

Özellikle Çöllolar'da aynı maden sahasında dört gün arayla iki şev kaymasının yaşanması, ilk olayın ardından alınan önlemlerin yeterliliğini doğrudan gündeme getiriyor.

Çorlu ve Ankara tren faciaları ise başka bir soruyu ortaya çıkarıyor: Büyük bir kazanın ardından ortaya çıkan eksiklikler, yalnızca olayın yaşandığı yerde mi gideriliyor, yoksa aynı riskin bulunduğu bütün sistem gözden geçiriliyor mu?

Bugün denizlerde yaşananlar da benzer soruları yeniden gündeme taşıdı.

30 Ağustos'ta Girne...

2 Eylül'de Silivri...

Aralarında yalnızca 3 gün var.

Belki de sorulması gereken yalnızca “Neden felaketler peş peşe geliyor?” değil.

Asıl soru şu: Bir facia yaşandıktan sonra, benzerinin yeniden yaşanmaması için gerçekten ne değişiyor?

Muhabir: SELDA SELİN ÖZBAY