Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu hakkında değerlendirmelerde bulunan Bolu Milletvekili İsmail Akgül, düzenlemeye neden kabul oyu verdiğini, sürece yönelik eleştirileri ve kamuoyundaki soru işaretlerini değerlendirdi.
SORU: Türkiye gündeminde önemli bir yer tutan 'Çerçeve Yasa' düzenlemesi hakkında genel değerlendirmeniz nedir? Sizce bu yasal düzenlemenin temel amacı nedir ve ülkenin mevcut ihtiyaçlarına, hukuki/sosyal dinamiklerine nasıl bir katkı sunacaktır?
İsmail Akgül: Öncelikle, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanun Teklifi’nin, kamuoyunda bilinen adıyla “Çerçeve Yasa”nın özünü anlayabilmek için yalnızca çerçevenin içine değil, daha genel bir tabloya bakılması gerektiğini düşünüyorum.
Bugün bölgemizde yaşanan gelişmelere baktığımızda; İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri gibi emperyal güçlerin yarattığı kaos ortamından etkilenmeyen neredeyse hiçbir ülkenin kalmadığını görüyoruz. Irak’ta, Suriye’de, Gazze’de, İran’da, Lübnan’da ve bölgemizin farklı noktalarında yaşanan gelişmeler ortadadır. Türkiye ise yıllardır kendisine karşı kullanılan terör aparatını ortadan kaldırmaya yönelik başlattığı Terörsüz Türkiye süreciyle, bölgemizde oluşturulmak istenen bu kaos ortamına karşı çok önemli ve tarihî bir hamle gerçekleştirmiştir.
Çünkü terör örgütünün yıllardır Türkiye’ye karşı emperyal güçlerin kullandığı bir aparat olduğu gerçeğini görmezden gelemeyiz. Terörsüz Türkiye süreci ve bugün kabul edilen bu kanunla yapılmak istenen de bu aparatı bu güçlerin elinden tamamen almak, millî birlik ve bütünlüğümüzü güçlendirmek ve iç cephemizi tahkim etmektir.
Bu sürece bir pazarlık veya müzakere süreci olarak değil, açık bir şekilde terör örgütünün tasfiye süreci olarak bakılması gerektiğine inanıyorum. Tarihte bunun birçok örneği vardır. Devletler, terör örgütlerinin veya silahlı yapıların tasfiye süreçlerinde, bir hukuk devleti olmanın gereği olarak ortaya çıkan durumu hukuki bir zemine bağlamak ve tasfiye sürecinin nasıl yürütüleceğini belirlemek amacıyla bu tür kanunları yürürlüğe koymuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yaptığı da budur. Terör örgütü; kendisini feshetmeyi, silahlı mücadelesini ve silahlı eylemlerini sonlandırmayı, elindeki silah ve mühimmatı teslim etmeyi kabul ederek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ortaya koyduğu tasfiye sürecine girmiştir. Devletimiz de bunun hangi şartlarda ve hangi hukuki çerçevede gerçekleşeceğini bu kanunla belirlemektedir.
Burada özellikle altını çizmek istediğim bir başka husus da bu sürecin geçmişte “Çözüm Süreci” adı altında yürütülen süreçten çok farklı olduğudur. Geçmişte adına “çözüm” denilen bir süreç yürütüldü ancak çözülmesi gereken sorunun adı dahi net bir şekilde ortaya konulamadı. Bugün ise sürecin adı en başından itibaren “Terörsüz Türkiye” olarak konulmuştur. Yani Türkiye’nin meselesinin herhangi bir etnik kimlik meselesi değil, doğrudan terör meselesi olduğu açıkça ortaya konmuş, terör örgütü ve uzantılarına kabul ettirilmiştir.
Nitekim bugün kabul edilen kanunda da herhangi bir etnik kimlik üzerinden bir tanımlama veya vurgu yapılmamaktadır. Kanunun temelinde terör örgütünün kendisini feshetmesi, silahlı faaliyetlerine son vermesi, elindeki silah ve mühimmatı teslim etmesi ve örgütsel varlığının tamamen sonlandırılması vardır.
Üstelik bütün bunların gerçekleşip gerçekleşmediğine terör örgütünün beyanıyla karar verilmeyecektir. Devletimizin güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından örgütün gerçekten feshedildiğinin, silahların teslim edildiğinin ve tasfiyenin gerçekleştiğinin tespit edilmesiyle birlikte kanunun öngördüğü süreç işletilecektir. Dolayısıyla burada devletin terör örgütüne teslim olduğu değil; terör örgütünün devletin belirlediği şartlar içerisinde silahını bırakarak kendisini tasfiye etmek zorunda kaldığı bir süreçten bahsediyoruz.
İmralı’da bulunan terörist başının da bu süreçte devlet tarafından terör örgütünün silah bırakması ve kendini feshetmesi amacıyla bir araç olarak kullanıldığını düşünüyorum. Netice itibarıyla ortaya çıkan tabloda terör örgütü, yıllardır gerçekleştiremediği hedeflerinden vazgeçerek silah bırakmayı ve kendisini feshetmeyi kabul etmek zorunda kalmıştır.
Bu nedenle ben bu süreci günlük siyasi tartışmaların çok üzerinde, siyaset üstü bir devlet meselesi olarak görüyorum. Millî birlik ve kardeşliğimizi tahkim edecek, iç cephemizi güçlendirecek ve Türkiye’nin geleceğine doğrudan etki edecek tarihî bir adım olarak değerlendiriyorum.
Bu tarihî süreci başlatma cesaretini ortaya koyan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’yi, bu sürece destek vererek bir devlet politikası hâline gelmesini sağlayan Sayın Cumhurbaşkanımızı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bu sürece destek veren kıymetli milletvekillerimizi tebrik ediyorum.
Özellikle Sayın Devlet Bahçeli’nin, kendisine yönelik ortaya çıkabilecek siyasi eleştirileri ve tepkileri göze alarak Türkiye’nin geleceği adına böyle bir irade ortaya koymasını son derece kıymetli buluyorum. Bizler de şahsi veya siyasi olarak bu sürecin şahsımıza ne getirip ne götüreceğini düşünmeden, kafamızı kuma gömmeden, devletimizin ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda bu iradenin yanında olmaya ve süreci desteklemeye gayret ettik. Kanun teklifine verdiğimiz kabul oyunu da bu anlayışla verdik.
Elbette bütün bunlar yapılırken milletimizin hiçbir ferdinin, özellikle de bu vatan uğruna evlatlarını toprağa vermiş şehit ailelerimizin ve bedenlerinden bir parçayı bu vatana feda etmiş kahraman gazilerimizin incitilmemesi bizim için son derece önemlidir. Onların hassasiyetlerini anlamak ve gözetmek hepimizin sorumluluğudur.
Bugün bu sürece tepki gösteren veya soru işaretleriyle yaklaşan vatandaşlarımızın da ilerleyen süreçte bu hamlenin Türkiye açısından ne kadar önemli ve tarihî olduğunu daha iyi göreceğine inanıyorum.
Çünkü bugün Türkiye’nin etrafında büyük bir kaos ortamı vardır. Böylesine bir dönemde Türkiye’nin kendi içerisindeki terör sorununu çözmesi, kendisine karşı kullanılabilecek en önemli aparatlardan birini ortadan kaldırması, millî birlik ve bütünlüğünü tahkim etmesi ve iç cephesini sağlamlaştırması; ülkemizi bölgemizde çok daha güçlü bir konuma getirecektir.
Terör belasından tamamen kurtulmuş bir Türkiye, bölgede yaşanan gelişmeler karşısında çok daha rahat hareket edebilecek, siyasi ve stratejik manevralarını çok daha güçlü şekilde gerçekleştirebilecek ve bölgesel güç olma konumunu daha da pekiştirecektir.
Büyüyen ve güçlenen Türkiye’nin kronikleşen kendi iç meselelerini çözmesi son derece önemlidir. Biz de bu sürecin sonunda terör belasından tamamen kurtulmuş, millî birlik ve kardeşliğini daha da güçlendirmiş bir Türkiye’nin önünün açılacağına ve yıllardır ifade ettiğimiz “Lider Ülke Türkiye” ülküsünün gerçekleşmesi yolunda çok önemli bir mesafenin kat edileceğine inanıyoruz.
SORU: Sık sık sahada ve hemşehrilerinizle iç içe olan, Bolu'nun nabzını tutan bir milletvekili olarak; kentimizde vatandaşlarımızla, sivil toplum kuruluşlarıyla veya esnafla bu düzenleme üzerine bir fikir alışverişiniz oldu mu? Bolulu hemşehrilerimizin konuya bakışı ve size aktardığı ilk geri bildirimler ne yönde?
İsmail Akgül: Elbette, Bolu’da hemşerilerimizle bir araya geldiğimiz her ortamda ülke gündemine ilişkin meseleleri konuşuyor, onların görüş ve değerlendirmelerini dinliyoruz. Terörsüz Türkiye süreci ve Çerçeve Yasa da son dönemde en fazla konuştuğumuz konuların başında geliyor.
Açıkça ifade etmek gerekir ki hemşerilerimiz arasında süreci destekleyenler olduğu gibi, birtakım soru işaretleri ve endişeleri bulunan vatandaşlarımız da var. Özellikle geçmişte yaşanan Çözüm Süreci nedeniyle vatandaşlarımızın bu meseleye temkinli yaklaşmasını son derece doğal karşılıyorum.
Bu süreçte özellikle Bolu’daki şehit ailelerimiz ve kahraman gazilerimizle de görüştük, onların düşüncelerini ve hassasiyetlerini dinledik. Yine Ankara Kızılay Güvenpark’ta özlük hakları için eylem yapan er gazilerimizi ve şehit ailelerimizi ziyaret ederek mücadelelerine destek olduk. Orada da hem özlük haklarına ilişkin taleplerini hem de Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin düşünce ve hassasiyetlerini doğrudan kendilerinden dinleme ve değerlendirme imkânımız oldu.
Bize yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmının da sürecin yeterince doğru anlatılamamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Biz de vatandaşlarımıza bunun bir pazarlık veya taviz süreci değil, terör örgütünün silah bırakması, kendisini feshetmesi ve tamamen tasfiye edilmesine yönelik bir devlet politikası olduğunu anlatmaya gayret ediyoruz.
Şehit ailelerimizin ve gazilerimizin hassasiyetleri bizim için son derece önemlidir. Onların kaygılarını görmezden gelmemiz mümkün değildir. Sahada bize iletilen bütün görüşleri, eleştirileri ve endişeleri dikkatle dinliyor ve gerekli mercilere aktarıyoruz.
Neticede biz milletvekiliyiz; milletimizin düşüncesini dinlemek kadar, aldığımız kararların gerekçesini milletimize açık yüreklilikle anlatmak da bizim sorumluluğumuzdur. Bundan sonra da Bolulu hemşerilerimizin arasında olmaya, onları dinlemeye ve bu süreci karşılıklı istişare içerisinde değerlendirmeye devam edeceğiz.
SORU: Kamuoyunda ve toplumun farklı kesimlerinde bu düzenlemeye dair birtakım eleştiriler ve çekinceler de dile getiriliyor. Birebir sahada vatandaşla buluştuğunuzda bu yöndeki soru ve eleştirilere karşı duruşunuz nedir? Yasa ile ilgili yanlış anlaşıldığını düşündüğünüz veya kamuoyuna yetersiz aktarılan hususlar var mı?
İsmail Akgül: Kamuoyunda bu düzenlemeye ilişkin en büyük yanılgının, bunun bir af yasası olduğu yönündeki değerlendirmeler olduğunu düşünüyorum. Oysa burada cezaların toptan ortadan kaldırıldığı veya terör suçlarının karşılıksız bırakıldığı bir genel af söz konusu değildir.
Her şeyden önce kanunun uygulanabilmesi, terör örgütünün kendisini feshetmesi, silahlı faaliyetlerine tamamen son vermesi ve elindeki silah ve mühimmatı teslim etmesi şartına bağlanmıştır. Üstelik bunun gerçekleşip gerçekleşmediğine terör örgütünün kendi beyanıyla karar verilmeyecek; devletimizin güvenlik ve istihbarat birimlerince tespit edilecek ve Millî Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilecektir.
Bunun karşılığında da cezaların doğrudan kaldırılması değil, kapsama giren kişiler bakımından soruşturma, kovuşturma veya infazların belirlenen şartlarla 5 ila 10 yıl süreyle ertelenmesi ve bu kişilerin süreç boyunca takip edilmesi söz konusudur. Şartlara uyulmaması veya yeniden suç işlenmesi hâlinde ise erteleme ortadan kalkacak ve hukuki süreç kaldığı yerden işletilecektir.
Burada gözden kaçırılan önemli bir husus daha vardır. Bu düzenlemeyle örgütün dağ kadrosundan diğer unsurlarına kadar kapsama giren kişiler devletimizin kayıtlarına girecek, kim oldukları bilinecek ve yıllara yayılan bir süreç içerisinde takip edilecektir. Yani devlet terör örgütünü görmezden gelmiyor; tam tersine tasfiye sürecini kayıt, denetim ve takip altına alıyor.
Dolayısıyla vatandaşlarımızın eleştirilerini ve endişelerini anlayışla karşılamakla birlikte, bu düzenlemenin bir af yasası gibi değerlendirilmesini doğru bulmuyorum. Burada esas olan cezasızlık değil; terör örgütünün tamamen tasfiye edilmesi ve bu tasfiyenin Türk devletinin kontrolü altında, gerçekleştirilmesidir.
SORU: Son olarak, hem Bolu kamuoyuna hem de bu düzenlemeyle ilgili zihninde soru işaretleri olan vatandaşlarımıza doğrudan vermek istediğiniz bir mesaj var mıdır?
İsmail Akgül: Öncelikle bu süreçle ilgili soru işaretleri bulunan, endişe duyan veya eleştiren bütün hemşehrilerimizin hassasiyetlerini anladığımızı ifade etmek isterim. Özellikle aziz şehitlerimizin ailelerinin ve kahraman gazilerimizin hassasiyetleri bizim için her türlü siyasi değerlendirmenin üzerindedir.
Ancak böylesine önemli meselelerde yalnızca bugünü değil, Türkiye’nin yarınlarını da düşünmek zorundayız. Biz bu sürece şahsi veya siyasi olarak bize ne getirir, ne götürür hesabıyla yaklaşmadık. Doğru olduğuna ve devletimizin, milletimizin geleceğine hizmet edeceğine inandığımız için sorumluluk aldık ve kabul oyu verdik.
Bizim desteğimiz; terörün tamamen tasfiye edilmesine, millî birlik ve bütünlüğümüzün güçlendirilmesine ve Türkiye’nin geleceğine verilmiş bir destektir.
Bugün bazı vatandaşlarımızın kaygıyla yaklaştığı bu sürecin, ilerleyen yıllarda Türkiye açısından ne kadar önemli ve tarihî bir hamle olduğunun daha iyi anlaşılacağına inanıyorum. Bizim temennimiz; artık hiçbir ocağa şehit ateşinin düşmediği, terörün ülkemizin gündeminden tamamen çıkarıldığı, iç cephesi güçlü ve bölgesinde söz sahibi bir Türkiye’dir.
Milletimiz müsterih olsun. Bu süreci de şehitlerimizin aziz hatırasını, gazilerimizin hukukunu ve Türk milletinin menfaatlerini her şeyin üzerinde tutarak takip etmeye devam edeceğiz. Hedefimiz terörsüz, güçlü ve lider bir Türkiye’dir.





