Düzce Üniversitesi Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, kızı diyabet hastası Halime Elçi’nin sorularını yanıtlayarak, hastalığa ilişkin bilgi verdi.

Üç çocuk annesi Halime Elçi, Düzce Üniversitesi Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu ile röportaj yaptı. Kızının hastalığı nedeniyle Dr. Arslanoğlu ile tanıştığını anlatan Elçi, kızının 12 yıldır Tip-1 diyabetli olduğunu açıkladı.

“KIZIMA TEŞHİS KONULDUĞUNDA TANIŞTIK”

Arslanoğlu ile tanışmasını anlatan Elçi, “İlknur Arslanoğlu Hocamızla kızıma teşhis konulduğunda tanıştık. Bir hafta Düzce’de hastanede kaldık. Artık nasıl bir travma yaşadım veya dışarı yansıttıysam, İlknur Hoca bir gün ziyaretinde bana ‘Buraya aileler çocuklarını genelde koma halinde getirir, diyabet olduklarını öğrenince de bir nebze rahatlarlar. Siz çok su içiyor diye getirdiğiniz için bu kadar zorlanıyorsunuz’ demiş, ardından odamıza psikolog ve sosyal hizmet uzmanı gelmişti. Yıllar sonra kızım ile yaptığımız diyabet üzerine bir sohbette kızıma ‘şekerlerine dikkat eder sağlıklı beslenirsen bizden sağlıklı olursun, diyabet korkulacak bir rahatsızlık değil’ dediğimde, bana ‘Peki anne sen neden Düzce’deki hastanede benden saklı saklı o kadar ağladın’ demişti. 2 buçuk yaşındaydı, üzerinden yıllar geçmiş unutmamıştı. Benim tecrübeli bir anne olarak yeni teşhis alan ailelere tavsiyem, soğukkanlı davranmak, çevrenizde diyabeti dramatize eden insanlardan bir müddet uzak durmak. Kendinizi suçlamayı, geçmişi sorgulamayı bırakın.  Doktor ve diyabet ekibiniz ile iyi bir iletişim içinde olun” dedi.

“SIK SIK BİLGİLENDİRDİ, UZAKTAN TAKİPLERİMİZİ YAPTI”

Arslanoğlu’nun kendilerine yakından ilgi gösterdiğini belirten Elçi, “İlknur Hocamız ve diyabet ekibinden aldığımız hizmet her zaman alışılmış tıp hizmetinden daha fazlasıdır. Diyabet komplike bir hastalık olduğu için teşhis aldığımız ilk haftadan itibaren, pandemi öncesi her hafta Perşembe günleri düzenlenen eğitimleri (katılamayanlar için sosyal medyadan video paylaşımı) hasta örnekleri üzerinden yapıp, pandemide daha da panikleyen bizleri Whatsapp gruplarından sık sık bilgilendirdi, uzaktan takiplerimizi yaptı. Diyabet haftası etkinlikleri ve yaz kamplarında çocuklar ve aileler hem öğrendik hem eğlendik” ifadelerini kullandı.

“BİLE ÇOK ANLAYIŞLI OLMUŞTUR”

Elçi, kendisine karşı anlayışlı olunduğunu belirterek, “Biz aileler acil durumlarda kendisine ve ekibine ulaşmakta zorluk çekmedik. İlk teşhis alınca acil durumları ayırt etmek zaman alabiliyor, bu konuda bile çok anlayışlı olmuştur.  Kontrollerini aksatan, iletişim kurmakta zorlanan, ihtiyacı olan hastalarına ulaşmak için çaba sarf ettiğine bizzat şahit oldum. Gezici diyabet ekibi ile Bolu ziyaretlerinde, beni arayarak, uzun zamandır görmediği, ulaşamadığı hastalarını görmek istediğini özellikle belirtmiştir” diye konuştu.

“TÜM AİLELERE ULAŞMASINA ARACILIK ETMEK İSTEDİM”

Elçi, diyabetin ne olduğunun öğrenilmesi için röportajı yaptığını belirterek, “İlknur Arslanoğlu Hocamız ile böyle bir röportajı yapmak istememdeki amaç; basından bir gazetecinin hazırlayacağı sorular daha çok genele hitap eden ve tip1 diyabet hakkında genel bilgiler içeren sorular. Tip1 diyabetli çocuğu olan aileler aldıkları eğitimler sayesinde bu bilgilere ve daha fazlasına hâkim oluyorlar. Örneğin bir gazeteci, hipogliseminin, ketonun ne demek olduğunu tam olarak bilemeyebilir. Ailelerle bir araya geldiğimizde konuştuğumuz, zaman zaman İlknur Hoca’ya bireysel olarak da sorduğumuz sorular. Ben de tüm ailelere ulaşmasına aracılık etmek istedim.  İlknur hocamıza böyle bir teklifle gittiğimde ‘Bu hafta sizin haftanız her teklife açığım çok mutlu olurum’ dedi.  Kendisine diyabetliler ve aileleri adına çok teşekkür ederim” şeklinde konuştu.

Elçi’nin, Arslanoğlu’na sorduğu sorular ve altığı yanıtlar şöyle:

1.Tip1 diyabet ilerleyen yaşlarda, tip2 diyabete dönüşür, onun gibi seyreder mi?

Normalde dönüşmez, ama tip 1 devam ederken kişi insülin direnci geliştirecek kadar kilo alırsa, ikisinin birden özelliklerini göstermeye başlar. Bir de eğer ilk tanıda tip 2 diyabet çok geç ve ağır tabloda başvurmuşsa yanlışlıkla tip 1 tanısı alabilir.

2.Böbreklere asıl zararı idrardaki glukoz mu keton mu veriyor?

İkisi de değil. Böbrekler idrardaki kimyasal durumdan değil, kendisini besleyen kılcal damarlardaki yüksek şekerden etkileniyor.

3.Bilinç kayıplı hipoglisemi yaşandığında, yanımızda glukagon yoksa nasıl müdahale etmeliyiz?

Muhtemelen damardan serum verme imkanı da yoktur. Eğer öyleyse hemen ağız içine dil altı, yanak içi bölgelerine varsa reçel kıvamında şekerli bir şey, yoksa kesme veya toz şeker sıkıştırmak işe yarar. Solunum yolunu tıkamamaya, kolay emilecek miktarları yavaş yavaş koymaya çalışılmalı.

4.Çocuklarımız gece uykularında hiç belirti vermeden hipoglisemi yaşayabilir mi?

Yaşayabilir, ama genelde vücudun buna karşı hormonlarla tepki vererek düzeltme yeteneği vardır.

5.Sık tekrarlayan bilinç kayıplı hipoglisemi nöbetleri ilerde epilepsi nöbetlerine dönüşebilir mi?

Çok aşırı ise dönüşebilir. Ama diğer yandan hiperglisemi de özellikle çok küçük yaşlarda beyine zararlıdır.

6.Kızım 12 yıldır diyabetli. Bilinç veya denge kayıplı hipoglisemi hiç yaşamadık. Mutlaka bizim gibi yaşamayan çocuklarımız da vardır.  Diğer arkadaşlardan duyduğum, örneğin şekerleri 40 mg/dl altına defalarca düşmesine rağmen daha önce yaşamadıkları halde 40 mg/dl şekerle bilinç ve denge kayıplı hipoglisemi yaşanabiliyor nedeni nedir?

Bunun en olası nedeni şekerin hızlı düşmesidir. Zaten şekerin o anki seviyesi kadar değişkenlik derecesi de zarar verir.

 

  1. Tip1 diyabetli gençlerimizin 18 yaş sonrası takipleri nasıl yapılıyor?

Bizim merkezimizde 25 yaşa kadar takip sürüyor. Takip etmeyen, ama kaliteli merkezlerde erişkin diyabet bölümüyle bir kez birlikte görüşüp, sonra bütün bilgileri vererek devrediyorlar.

  1. Diğer kronik rahatsızlıklarda olduğu gibi, diyabette de zaman zaman “Diyabet Tarih Oluyor, Çaresi Bulundu” tarzı başlıklarla haberler görüyoruz basında. Tecrübeli aileler her ne kadar bunun ne demek olduğunu bilse de çevremizdeki eş dost ve ailelerimiz sevinçle bizi arıyor veya yeni teşhis almış aileler umutlanıyor. Bu tarz haberlerle ilgili ailelere söylemek istedikleriniz nelerdir?

Aslında diyabet tedavisindeki gelişmeler gerçekten çok hızlı ilerliyor. 10 yıllık aralarla baktığınızda nereden nereye gelindiği anlaşılıyor. Ama hastalığı tamamen yok edecek tedavilerin uygulanabilir hale gelmesi yansıtıldığı kadar yakın değil

9.Sosyal medya gruplarımızda da size sıkça soruluyor, Network satış yapan firmaların şekerleri dengelediği veya kesin çözüm vaad eden ürünleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Hiç olumlu düşünmüyorum. Denetim dışı bir sistem, olağanüstü ticari ve aldatmacalı. Ama pazarladıklarını iddia ettikleri maddelerin bazı doğal kaynakları gerçekten şifalı olup kısmi yararlar sağlayabilir. Önemli olan ticari fakat ruhsatsız olunca içine ne ve ne kadar konduğunun bilinmemesi.

10.Özellikle üniversiteyi kazanan gençler yurtta kalmak yerine tek başına evde kalmak isteyebiliyor, diyabet hakkında bilinçli Tip1 diyabetli bir genç tek başına ev ortamında yaşayabilir mi? Aileler bu konuda nasıl bir yol izlemeli?

Teorik olarak kalabilir. Ama bu başlangıçta uzaktan aile denetimi ve emin oluncaya kadar (örneğin ilk yıl) arkadaşla ev paylaşma şeklinde olursa daha güvenli. Bir de gencin evden ayrılmadan önceki diyabet bilinci de karar vermede yol gösterici olabilir.

 11.Bir dönem çok konuşulan 2020 yılında piyasaya sürülmesi kesin gözüyle bakılan yapay pankreasta son durum nedir?

Şu anda 780 G, yani yemek yerken kişinin müdahalesini gerektiren sistemden daha öteye geçmesi zor görünüyor. Ama bu bile olağanüstü yararlı ve başarılı bir sistem.

 12.Yine çok konuşulan diyabete çözüm noktasında kök hücre naklinde araştırmalar nasıl ilerliyor?

Sekizinci sorudaki diyabeti tarih yapmaya en yakın yaklaşım bu. Ama son katıldığım dünya çocuk diyabet kongresinde (ISPAD) bu yöndeki çalışmaların başarılı olmaya başladığı halde finans yönünden tıkanma noktasına geldiğinden söz edildi.

 13.Diyabete çözüm noktasında, tıp dünyasında özellikle takip ettiğiniz bir araştırma var mı?

Aslında yok. Önemli kongreleri kaçırmadığım için orada aldığım brifingler yeterli geliyor. Çünkü hem immünoterapi hem kök hücre çalışmaları çok yönlü ilerlediğinden öyle bir grubun içinde olmadıktan sonra uygulanmaya başlayan bir gelişmeyi kaçırma olasılığımız zaten yok.

 14.Benim ve eminim birçok ailenin çok merak ettiği soru, meslek hayatınız boyunca, uzun yıllar tip1 diyabetli olarak tedavi görmüş, ağır diyet ve spor uygulamadan eski normal yaşantısına dönen hiç hastanız oldu mu veya meslektaşlarınızdan böyle bir hikaye duydunuz mu?

Kongrelerde veya kişisel görüşmelerde bu tür olgular hep tanının diğer diyabet tipleriyle karışması bağlamında bahsediliyor. Ama benim tip 2 diyabet olup eğer yakın takip etmeseydim ömür boyu yüksek doz insülin kullanacak 2 tane hastam oldu, şu anda insülin kullanmadığı halde HbA1c si iyi giden.

15.Diyabetli çocuğu olan aileler olarak sizden çok faydalı eğitimler aldık. Ben özellikle editörlüğünü yaptığınız, “Tıp Bu Değil” kitabınızı okuyan biri olarak koruyucu hekimliğe önem verdiğinizi biliyorum. Diyabetli çocuklarımızın yanı sıra bir gözümüzde diğer çocuklarda oluyor ufak bir belirtide “acaba mı” diyoruz. Bazı aileler ikinci çocuğa cesaret edemiyor. Bu konu da önerileriniz nelerdir?

İkinci çocuğun diyabet olma olasılığı elbette var ama ihtimal hesabı çok yanıltıcı. Hani derler ya, % 50 ihtimal olsa, gerçekleşen için % 100, gerçekleşmeyen için % 0 dır o ihtimal. İnsanların tüm genlerini tarayıp tüpte kusursuz nesiller yaratmaya sıcak bakmıyorsak olasılık nedeniyle çocuk sahibi olmamaya da bakamayız. Ama bu farklı boyutlarıyla çok tartışılacak bir konu.

Diyabetten korunmaya gelince…Tüm kronik hastalıklar genetik ve çevresel etkenlerin ortak sonucudur. Sağlıklı beslenme, biyolojik ihtiyaçlara uygun uyku düzeni, düzenli egzersiz, temiz hava, güneş ve doğa ortamlarından maksimum yararlanma, çevresiyle ve kendisiyle barışık olma sağlıklı yaşamın temel anahtarlarıdır. Ben bir de antibiyotiklerin ve ağrı-öksürük kesici ilaçların gereksiz kullanımı konusunda uyarayım. Hemen her ilacın yan etkisi olduğu gibi, özellikle antibiyotikler fazla kullanıldığında bağırsaktaki yararlı mikropları öldürerek bağışıklık sistemini bozuyor.

 16.Size ayrıca diyabetli ailelerden sık gelen buradan cevaplamak istediğiniz sorular var mı?

Biz nerede yanlış yaptık derler yeni tanıda, biz de sizin hiç suçunuz yok deriz.

Akşam normal şekerle yatıyor, hiçbir şey yemeden nasıl yükseliyor sorusuna, bazal insülin gereksiniminden söz ederiz. Sizi çok yormamak için iki örnekle bırakayım.

 17.Son olarak 14 Kasım Diyabet Haftası için, çocuklara, gençlere ve ailelere mesajınız nedir?

Diyabet, evet zahmetli bir yaşam biçimi. Ama benim gördüğüm, diyabetli çocuk, genç ve ailelerin sıkıntı ve mutsuzlukları olduğunda bunun nedeni genellikle yanlış bilgiler, ön yargılar ve yanlış iletişim oluyor. Diyabetin zahmetine çocuk da ailesi de bilinçaltından veya çevreden gelen yanlış uyaranlar olmadığında çok kolay alışıyor. İnsan her türlü duruma uyum sağlayabilir, yeter ki iç veya dış nedenlerle çatışma yaşamasın. Uyum mekanizmalarını köreltmesin. Kendine ve diyabetle çok sağlıklı ve mutlu yaşanabileceğine inancını bir an bile kaybetmesin.

Hipoglisemi: Şekerin birden düşmesi

Glukagon: Şeker düşüklüğünde hayat kurtaran iğne

Keton: İnsülin yetersiz geldiğinde kanda yükselip komaya sokan madde

 

Muhabir: TE Bilisim