Bolu'da 78 kişinin yaşamını yitirdiği Grand Kartal Otel yangını faciasına ilişkin 20'si tutuklu 32 sanığın yargılandığı davanın üçüncü celsesinde esasa ilişkin tarafların beyanları alınmaya devam ediliyor. Yangında 18 yaşındaki oğlu Ömür Kotan’ı kaybeden Psikiyatrist anne Zeynep Kotan, gazetecilere açıklamalarda bulundu.
“Biz 21 Ocak gecesindeyiz. Hala o otelin koridorlarındayız”
Hala yangın faciasının anlarını zihinlerinde yaşadıklarını söyleyen Zeynep Kotan, “Müştekiler ve müşteki vekillerini dinlemeye devam ediyor mahkeme şu anda. Biz, geçen duruşmadaki savcılığın verdiği mütalaaya olan itirazlarımızı dile getiriyoruz. İddianamede 13 kişi hakkında olası kast istenirken, mütalaada bu sayı 7’ye düşürülmüş durumda. Olası kasttan bilinçli taksire indirilenler arasında otelin Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emine Ergül, Elif Aras ve Ceyda Hacı Bekiroğlu da var. Bu durum bizi gerçekten çok yaralıyor. Yani ikinci kez aynı şeyleri yaşamak zorunda kalıyoruz, aynı şeyleri tekrar tekrar anlatmak durumunda kalıyoruz. Aslında ortada apaçık bir gerçek var. Bu insanlar fiilen de kâğıt üstünde de her şekilde sorumlular. Hem oteldeki ihmallerle ilgili sorumlular, her şeyden haberleri var; hem de yangın sırasındaki davranışları, yangın sırasında herkesin, bütün Türkiye’nin kameralardan izlediği kaçışları Emir Aras ve eşi, çocuklarının üstünü giydirerek, maskesini takarak, botlarını giydirerek, parmaklarının ucunda o kaçış manzarası, hiçbirimizin gözünün önünden silinmiyor. Onlar bu şekilde kaçarken bizim canlarımız o sırada uyuyordu; uyanamamıştı belki. Uyandıktan sonra da her şey çok geç olmuştu. Sonrasında dosyaya eklenen deliller de gösterdi ki bu insanların hepsi sorumlu. Gerek o anda gerek öncesinde yaptıkları davranışlarla, delil karartmaların olduğu; personel ifadeleri üzerinde baskı kurulduğu, ‘Üç maymunu oynayın.’ gibi mesajlar, biliyorsunuz sizde, bunların hepsi onların sorumluluklarını artıran deliller. Ama bütün bunlar hiç olmamış gibi Temmuz’daki o 10 günlük süreç hiç yaşanmamış gibi. Savcılığın tamamen soruşturma dosyası üzerinden böyle bir mütalaa vermiş olmasını gerçekten anlamakta zorluk çekiyoruz. Aklımızla oynanıyor gibi geliyor adeta ve artık gerçekten bundan çok yorulduk. Hepimiz aynı şeyleri tekrar tekrar dinlemekten usandık. İşte dün aramızda yaşı ileri olan, çocuklarını, torunlarını, bütün ailesini yitirmiş insanlar vardı. Yani bu insanlar artık bunları yaşamasın. Artık buradan öyle bir karar çıksın ki biz de evlerimize dönüp yasımızı yaşayabilelim istiyoruz. Çünkü biz hala bunu yapamadık. Hala aynı durumdayız. Hala biz 21 Ocak gecesindeyiz. Hala o otelin koridorlarındayız. Her gün orada geziyoruz. Artık bunun bir sona ermesini istiyoruz. Lütfen artık bize daha fazla bu işkenceyi yapmasınlar” dedi.
“Bunun bir adım ötesi, herhalde kafamıza tabanca dayayıp öldürmek olurdu”
Emine Murtezaoğlu’nun torunu hakkında, ‘tableti yanmış, elbiseleri yanmış’ deniyor. Sorusuna cevap veren Zeynep Kotan, kanlarının donduğunu belirterek, “ya ne denebilir ki? Kanımız donuyor. Yani bunlar, hiç işin içinde olmayan, tamamen uzakta olan bir insanın bile kanını dondurur. Düşünün, bizim çocuklarımız orada öldüler. Orada ya nefessiz kalarak ya yanarak ya atlayarak, ölümlerden ölüm beğenirken ‘torunun tableti yanmış’ deniyor. Yani ne diyebilirim ki? Ben artık, yani öfke kotam doldu. Daha fazla ne denebilir ne hissedilebilir? Bu kadar apaçık şeyler ortadayken, biz bu insanların karşı otele girip meyve yediklerini de biliyoruz. Orada insanlar can verirken, bunlar adeta bir film seyreder gibi, kendileriyle hiç ilgisi yokmuş gibi davranıyorlardı. İnsan, oranın yöneticisi olmasa bile, böyle bir durumda otele girip meyve yer mi? Bu ne demektir? ‘Torunumun tableti yandı’, ‘Yok babam arabamı çeksin’ yani bunların hepsi artık bizim yapacak bir şeyimizin kalmadığını gösteriyor. Evimize dönelim diyoruz. Ama biz bunları işitiyoruz. Bu kadınlar, kızları orada tam yetkililer. Bakın, bu otel onlara ait. Emir Aras, Halit Ergül, Bu kadınların sahip oldukları şeyler üzerinden şu andaki varlıkları buna dayalı. Yani esas sahip bunlar. Peki neden böyle bir şey yapılıyor? Kadın oldukları için mi? Böyle bir cinsiyet ayrımı yok ki suçta. Bu insanlar suçlu. Mütalaada bunların suçlarının bu şekilde indirilmiş olması, ayrıca sadece bu kişiler değil, Otel müdürü Zeki Bey’in de olası kasttan bilinçli taksire indirildiğini görüyoruz. Artı, İl Özel İdaresi, Bakın, belediye ne kadar sorumluysa İl Özel İdare de o kadar sorumlu. Belediye, İl Özel İdare, bakanlıklar, bunlar bir dişli çarkın parçaları gibi. Birinde olan aksaklık diğerini de etkiler. Birine ‘olası kast’ diyorsak, diğerlerine de demeliyiz. Burada Abdurrahman Bey’in de söylediği gibi organize bir kötülük var. Hepsi organize bir şekilde çalışmışlar. Bu kadar kötü insan, ister idari kurumda, ister otelde, ister personel içinde olsun, bu kadar kötülük bir araya nasıl gelebilmiş? Biz gerçekten, bu mahkeme sürecine gelmeden önce, ‘Ya bu kadar da değildir herhalde’ diye düşünüyorduk. Ama her gün, kanımızı donduran yeni detaylarla hala şaşırabiliyoruz. Nasıl olmuş da bu kadar kötülük bir arada bizim canlarımıza kast etmiş? Yani başka ne yapabilirlerdi? Bunun bir adım ötesi, herhalde kafamıza tabanca dayayıp öldürmek olurdu. Zaten yaptıkları da bu aslında. Yani ‘olası kast’ bile az. Burada kasten, bile isteye insanların canına kastedildi. Kasten adam öldürüldü. Artık bunu daha fazla ispatlamak, kimseyi ikna etmek zorunda kalmamalıyız. Bakın, apaçık bir gerçek. Lütfen mahkeme heyetinden rica ediyoruz: Artık bize bunu yaşatmasınlar. Bakın, biz burada duruyorsak, ayakta duruyorsak, dik duruyorsak bu iyi olduğumuzdan değil, mecbur olduğumuzdan. Buna mecbur olduğumuzdan” ifadelerini kullandı.





