17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 26. yıldönümü dolayısıyla TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Ankara Şubesi Bolu Temsilciliği tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Açıklama, 15 Ağustos 2025 Cuma günü Temsilcilik binasında gerçekleştirildi. Açıklamayı İMO Ankara Şubesi Bolu Temsilcisi Mümtaz Yüce Yanık okudu. Temsilci Yardımcıları Mansur Şen ve Şeyma Güler de etkinlikte yer aldı.
“Depremler değil, ihmaller öldürüyor”
İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Bolu Temsilcisi Mümtaz Yüce Yanık, yaptığı açıklamada 17 Ağustos depreminin, Türkiye’nin depreme karşı ne denli hazırlıksız olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğunu belirterek, “Acı sonuçları itibariyle tarihimizin en büyük afetlerinden biri olan 17 Ağustos Büyük Marmara Depremi'nin 26. yılında, yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı saygıyla anıyoruz,” dedi.
Yanık, depremin yalnızca İstanbul değil, Marmara Bölgesi genelinde yaşayan milyonlarca yurttaşın en büyük endişesi olmaya devam ettiğini vurguladı. 23 Nisan 2025’te Silivri açıklarında meydana gelen 6,1 büyüklüğündeki depremin de bu endişeyi bir kez daha körüklediğini ifade eden Yanık, “Depremin ardından yine fay haritaları ekranları süsledi, farklı uzman görüşleri halkın kafasını karıştırdı. Tartışmalar, depremin nerede ve ne zaman olacağına indirgenerek yanlış bir zeminde yürütüldü,” dedi.
"Depremin zamanı değil, hazırlık seviyesi önemli"
Mümtaz Yüce Yanık, “Depremin ne zaman ve nerede olacağı bilinemez, evet. Ama asıl sorulması gereken, biz o depreme hazır mıyız? Depremin zamanını bilsek bile kentlerimiz güvenli değilse, binalarımız çökmeye devam edecekse neyi değiştirmiş oluruz?” diye sordu.
Türkiye’de son yüzyılda 85 yıkıcı depremin yaşandığını ve yaklaşık 85 bin kişinin yaşamını yitirdiğini belirten Yanık, “Ortalama her 1,5 yılda bir yıkıcı deprem yaşıyoruz. Ülkemizin %96’sı deprem riski altındayken, vatandaşlarımızın en temel ihtiyacı güvenli yapılar ve planlı yerleşim alanlarıdır,” dedi.
"Devlet bile hangi binanın riskli olduğunu bilmiyor"
Açıklamasında resmi verilere dikkat çeken Yanık, “Bakanlık açıklamalarına göre 6 milyon yapının riskli olduğu tahmin ediliyor. Bu da toplam yapı stoğunun %60’ına karşılık geliyor. Ancak ne yazık ki bu rakamlar yalnızca tahmin. Devlet, bu binaların hangilerinin riskli olduğunu bile bilmiyor,” diye konuştu.
1999 Marmara Depremi sonrasında hazırlanan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı'nın (UDSEP) 2023 yılına kadar tüm yapı stokunun tespit edilmesini öngördüğünü hatırlatan Yanık, “Eğer bu plan uygulanmış olsaydı, 6 Şubat 2023’te yaşanan felakette 240 binden fazla bina belki de önceden tespit edilip güçlendirilecekti. Ama bu yapılmadı ve on binlerce yurttaşımız göz göre göre hayatını kaybetti,” dedi.
"Kentsel dönüşüm, halk için değil rant için yapıldı"
Kentsel dönüşüm çalışmalarının da eleştirildiği açıklamada Mümtaz Yüce Yanık, “2012’de başlayan kentsel dönüşümde, 2024 yılına kadar yalnızca 480 milyar TL harcandı. 6 milyon riskli yapıdan sadece %4’ü dönüştürüldü. Üstelik dönüşüm projeleri daha çok rantı yüksek bölgelerde yapıldı; riskli alanlara ise dokunulmadı,” şeklinde konuştu.
17 Ağustos’tan 6 Şubat’a, oradan bugüne kadar yaşanan sürecin Türkiye’nin depremlere karşı kırılgan yapısını net şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Yanık, 6 Şubat depremlerinin 30. ayında verilen sözlerin büyük ölçüde tutulmadığını belirtti.
“Verilen sözler tutulmadı, halk mağdur bırakıldı”
Yanık açıklamasında, “Depremin ardından 319 bini bir yıl içinde olmak üzere 650 bin yeni konut sözü verildi. Ancak 30 ay geçmesine rağmen sadece 250 bin bağımsız bölüm teslim edildi. Bu, vaat edilen konutların yalnızca %32’sine denk geliyor,” dedi.
Ayrıca halen geçici barınma alanlarında kalan vatandaşların olduğunu, altyapı ve eğitim hizmetlerinin yeterli olmadığını belirten Yanık, “19784 dersliklik okul planlanmıştı, yalnızca 7497 derslik tamamlandı. Sağlık hizmetleri de eksik. Yani vatandaş hâlâ mağdur,” ifadelerini kullandı.
"Yapılması gereken bellidir: Bilimsel ilkelere göre kentleşme"
İMO Ankara Şubesi Bolu Temsilcisi Mümtaz Yüce Yanık, açıklamasının sonunda şu ifadelere yer verdi:
“Deprem, doğal bir olaydır; afete dönüşmesi ise tamamen insan kaynaklıdır. Ülkemizin bilimsel bilgiye, mühendislik birikimine ve maddi kaynaklara sahip olduğu açıkça ortadadır. Yeter ki, toplum yararını önceleyen bir anlayışla hareket edilsin; yapı denetimi kamusal bir hizmet olarak yeniden yapılandırılsın. Meslek odalarının bilgi ve deneyimi sürece dahil edilsin.
Bugün yapılması gereken bellidir: Rantı önceleyen değil, insanı önceleyen bir kentleşme anlayışı derhal hayata geçirilmelidir. Depremler kaçınılmazdır; ancak afetler önlenebilir. Bu gerçeği görmezden gelmek, binlerce yurttaşımızın hayatına mal olmuştur. Daha fazla geç kalmadan, bir tek insanımızı daha yitirmeden harekete geçilmelidir” ifadelerini kullandı.






