Sayın Okurlar;

Değerleri şairimiz ARİF NİHAT ASYA, bir sözünde(Elmas gibi ol ki yandığın zaman, ne yerde külün, ne de gökte dumanın kalsın.) FAZIL DA (Bilinir Kadr-i aba, mevsimi baran olsun.) diyor.

Sayın Okurlar;

Kadir, kıymet bilenler, vefayı bildikleri gibi, hayatlarında kendilerine yapılan en küçük bir iyiliği dahi unutmazlar. Genelde, çok değerli, faziletli, hünerli, eğitimli insanlar; deha noktasına, bu ve derin bir dikkatin sonucunda varmışlardır. Bütün güzel meziyetli vasıfların yanında, planlı, metotlu çalışmayı da asla ihmal etmemişlerdir. Ayrıca, Hakkın ve Hukukun potasından da kesinlikle ayrılmamışlardır.

Sayın Okurlar;

Deha, aslında mükemmel insanların nişanı olup, genelde gerçekleri alışılmamış şekilde görmekten başka bir şey değildir. Dehada, her zaman devasa bir binanın, dinamik ve statik hesap kolonları gibi, sürekli çalışkanlık ve uzun bir sabır ifadesi de vardır. Hayatında, sebatla umutla alın teriyle çalışan kişi, değerini muhafaza etmiş, yaptığı eserlerle, dehaya ulaşmıştır. Değerler, bilgiler, beceriler gibi özellikler,gökten zembille inmez, yerden de mantar misali bitmez. Nitekim, dehasız çalışanlar, çok fazladır ama çalışmayan bir deha, asla gösteremezsiniz. Yüksek dehanın, yüzde biri ilham ise, yüzde dokuzu alın teridir. Bu nedenle, acı çekmeyen deha yoktur. Bir başka özellik de şudur. Eğitilmemiş ve kendisine göre, deha olmuşların işlenmemiş gümüşten farkı yoktur. Her deha, geleceğe uzayan bir yol gibidir. Her dahi, her deha,mektubu dahi tersten okuyabilir, olayları tez elden öğrenir ve duyarlar.

Emrah –ı olduğun hace-i tasnif

Ne hacet eylemek, dehaya tarif.

Sayın Okurlar;

Siz de bilirsiniz ki insanın söylemezinden, suyun şarlamazından, atın gem almayışından korkulur. Boş gelip, dünyayı boş terk eden akılda, çakıl vardır. Bu nedenle, insanın izzeti de zilleti de kendi elindedir. Güzellikler diyarını, ilim, irfan yollarını, hakkın hukukun kitaplarını, çalışmanın asalet ve faziletini ortaya koymak dehaların işidir. Boş tenekeler, kulakları tırmalarken, dehalar, dahiler, arifler velhasıl bilge insanlar, bir güneş gibi dünyamızı aydınlatır. Buradan hareketle, diyoruz ki aydınlıklar, ışıklar dünyası varken, karanlıklar dünyasına gitmenin ne anlamı var.