Sayın Okurlar;
Koltuklar ne türden makam olursa olsun, bunlar bir nevi güvercinliktir. Birisi kalkar, birisi oturur. Önemli olan ana konu, o makamı, o koltuğu ne dereceye kadar hak ediyoruz, ne dereceye kadar koruyoruz ve ne derecede hakkını verebiliyoruz. Ana konu bu. Bizim, fevkalade, bir konu olmadıktan sonra kişilerle kurum ve kuruluşlarla zaten bir işimiz olmaz. Yasalarına ve hukukuna uygun çalışan bir insan, işini yapar, yağız at kendisine kamçı vurdurmaz, böylece kişi fitneliğe, fesatlığa, hasetliğe istese de zaman bulamaz. Her güzel, iyi ve doğru düşünce, adam gibi adam olanda “ Önce insan merkezlidir. İffetsiz, hikmetsiz ve inancını kaybeden düşüncelerden çok akıl kirlenir.”
İnsan, istese de incitemez, kıramaz ve cana kıyamaz. Yani kötülük yapan, kötülüğünden zerre kadar usanmıyor ve de utanmıyorsa, sen, iyilikten neden usanacaksın. Hak, Hukuk korkuyla değil, Allahın insanoğluna bahşettiği muazzez akıl ile bulunur. Yüce yaratan, bundan böyle, sevdiğini asla ihmal etmez. İnsanların, evvel emirde savaşa değil, barışa ihtiyacı vardır. Koltuklar, bu nedenle insan unsurludur. Dolayısıyla, zalimliği değil, mevzuatı ve masumiyeti sever. Kişi, kendi yapısı ve gidişatı içerisinde ahlak diplomasına kavuşmadığı müddette, acemi paraşütçü gibi, havada dönüp duracaktır. İşte bunun için, yüce Allahın bir ismi de Haktır. Makamında, hizmet alanında, akıllı ve çalışkan olanlar, muhatap alınırlar.
(Öyle; gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım düşüncesiyle başarı elde edilmez.)Buna vicdanı da eklemek gerekir. Vicdan, aslında aklında ve kalbindeki mükemmeliyeti bulma yeridir. Bunun içindir ki vicdanı, inancı, sağduyusu olmayanın aklı eksiktir. Araf suresinin 172.ayetinde özetle “Biz Allaha söz verdik .”deniliyor. Bu nokta fevkalade önemlidir. Bundan böyle, aklın, vicdanın olmadığı yerde insan yoktur. Mahkemeyi Kübra ise mahkemeyi dünyanın tepesindedir. Netice itibari ile söz namustur. İnsan müspet aklıyla ve talep kar olmasıyla güçlüdür. İnsan felsefesi her yerde insanı insan yapar ve onu tüm kötülüklerden korur.
Sayın Okurlar;
Örneğin; kurbağayı, köstebeği koltuğa oturtursak, biri çamuru görünce atlar, diğeri de deliği görünce oraya kayar.
Hal bilmez hoyratı sararsan cana,
Ağustos ayında başa kış gelir.
Bir gerçekte odur ki ülke barışta, istihbarat savaşta olacaktır. Danışmanı olmayan yüce yaratandır. Görmek, sormak, öğrenmek, düşünmek, danışmak, insan, hayatına aittir. Yüce yaratan, yüce kararını verirken feleği de keleği de siler, atar çünkü o arştır. Yani, o en yüce olandır. Unutmayalım ki arızalı akıl sallanır, kurtlanır. Olgun, dolgun ve baş eğen akıl taçlanır.