Muharrem, hicri takvimin ilk ayıdır. (H. 1445) 10 Muharrem ise, Mâh-ı Muharremde meserretin (sevincin)  harâm olmasına sebep olan Hz. Hüseyin’in ve çoğu Ehl-i Beyt-i Mustafa’dan olan 70’i aşkın mümin şehit edildiği tarih…

Hicri takvim başlangıcı, Peygamber Efendimiz (s.a.s) ve ashabının Mekke’den Medine’ye hicretiyle başlar. Hicret, bazı ulvî gayelerle bir yerden diğerine yapılan yolculuktur. Hicret, hakka, hakikate ve güzel ahlaka hem fiziki ve hem de manevi yolculuğun adıdır.

Muharrem, hürmeti (aygıyı) hak eden demektir. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s), Ramazan orucundan sonra en faziletli orucun bu ay içinde tutulan oruç olduğunu bizlere haber verir.(Tirmizî, Savm, 40.)

10 Muharrem Âşûrâ günü ise, aynı zamanda hatırladıkça yüreklerimizi parçalayan büyük bir acının, Kerbelâ hadisesinin yaşandığı gündür. Peygamberimizin “Benim dünyadaki çiçeğim, reyhanım”(Buharî, Fezâil-ü Ashâbi’n-Nebî, 22.) buyurduğu ve “Cennet gençlerinin efendisi”(Tirmizî, Menâkıb, 30.) olarak nitelediği sevgili torunu Hz. Hüseyin Efendimiz veçoğu Ehl-i Beyt-i Mustafa’da olan 70’i aşkın mümin, bir Âşûrâ günü Kerbelâ’da katledilerek şehadet şerbetini içmişlerdir. Başta Seyyidü’ş-Şühedâ Hz. Hüseyin Efendimiz olmak üzere bütün Kerbele şehitleri ve beraberindekiler, haksızlığa ve zulme karşı onurlu direnişleriyle, kıyamet sabahına kadar bütün müminlerin dualarını aldılar ve gönüllerinde taht kurdular. Onlara bu zulmü reva görenler ise bütün Müslümanların bedduasını aldılar ve lanetlendiler.

 Yüreklerimizi yakan Kerbelâ hadisesi, her mümin için bir çok mesajlar ihtiva etmektedir. Kerbelâ, her şeyden önce haksızlığa ve adaletsizliğe  karşı Kur’ani bir mücadelenin adıdır. Kerbelâ, Kurani ve Nebevi ahlakın Hz. Hüseyin Efendimizin şahsında vücut bulmuş halidir.

Kısaca Kerbele, ortak acımızdır ve sönmeyen yürek yangınımızdır. "Kerbelâ Fâciası"nı hikâye eden eserlerin içinde, Şair Fuzûlî'nin yazdığı meşhûr "Hadîkatü’s-Su'adâ" mersiyeleri bu alanda yazılmış eserleriden en çok okunanıdır.. Bir mısraında;

Mâh-ı Muharrem oldu meserret harâmdır
Mâtem bugün şerî’ate bir ihtirâmdır.

“Muharrem ayı geldi neş’eli olmak haramdır.

Bugünlerde matem tutmak Şeriat’a karşı bir saygıdır.”

Fuzulinin beddua niyetiyle söylediği şu mısrası ile bu konuyu bitirelim.

Şâd olmasun bu vâkı’adan şâd olan gönül  Bir dem belâ vü gussadan âzâd olan gönül

Kerbelâ olayından ötürü sevilen gönül, sevinç yüzü görmesin de; bu gerçeği bir ân bile unutup, sıkıntıyı bir yana bırakan yürek, mutluluğu tamdasın!

Bu vesileyle Seyyidü’ş-Şühedâ Hz. Hüseyin Efendimiz başta olmak üzere milli ve manevi mukaddesat uğruna feda-i cân  eden bütün şehitlerimize Cenâb-ı Hak’tan rahmet niyaz ediyorum.

Ancak; biz müminler topluluğu olarak artık uyanık olmalıyız. Kafamıza, kalbimize, gönlümüze ve neslimize sahip çıkıp aramızdan Yezitlerin çıkmasına izin vermemeliyiz. Bizler görevimizi tam yapmayınca, Yezitler de kandilerine yaşam alanı buluyorlar. Bu sebeple dir ki,Yezitler ölmedi, hala kıtalar dolaşıyor. Pis tabiatı gereği, dünyevi çıkarları ve menfaatlari için yapmayacakları zulüm ve haksızlık yoktur. Sûretâ haktan gözüküp husumet ettiğine zarar verebilmek için dinini yıkar, ırzını satar, iftira atar, bühtanda bulunur küffar ile ortak hareket eder eder eder… Bizim kişilerle alakalı bir sorunumuz yoktur, fakar bizim düşmanımız kötülüktür, cehalettir, menfaatperestliktir, tarafgirliktir ve münafıklıktıtr.

Yazımızı bir hasi şerif ile bitirelim: Hz muhammet (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;

 “Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münafık olur. Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münafıklıktan bir sıfat bulunmuş olur. Bunlar:

•Kendisine bir şey emânet edildiği zaman ona ihânet eder.

•Konuştuğunda yalan söyler.

•Söz verince sözünden döner.

•Husumet (düşmanlık) ettiğinde haktan ayrılıt haddi aşar, haksızlık yapar.” (Buhârî, Îmân, 24; Müslim, Îmân, 106)

Ali Rıza TAHİROĞLU/Başkanlık Müftüsü