Musluğu açıyoruz… Su akıyor.
O kadar alışmışız ki, bunun sonsuza kadar süreceğini sanıyoruz. Oysa her damla, binlerce yıllık bir yolculuğun bize emanetidir.
Bugün dünyanın en büyük sorunlarından biri kuraklık. İklim değişikliği, bilinçsiz su tüketimi, kirlenen su kaynakları ve yok edilen doğal yaşam, geleceğimizi sessizce şekillendiriyor. En acı olanı ise bu değişimin gürültüyle değil, sessizlikle gerçekleşmesi. Kuruyan dereler önce sessizleşiyor. Sonra kuşların sesi azalıyor. Ardından toprağın bereketi…
Su yalnızca insanların ihtiyacı değildir. Bir ağacın kökünde, bir sincabın yuvasında, göç eden kuşun mola verdiği gölde, dağdaki yılkı atının içtiği pınarda da hayatın kendisidir.
Biz çoğu zaman yalnızca kendi musluğumuzdan akan suyu düşünüyoruz. Oysa doğada yaşayan her canlı, aynı suyun paydaşıdır. İsraf ettiğimiz her damla, belki de bir canlının yaşamından eksilen bir umuttur.
Doğayı korumak, sadece ağaç dikmek değildir. Suyu korumaktır. Çünkü su varsa orman yeşerir, toprak nefes alır, hayvanlar yaşamını sürdürür ve insan geleceğe umutla bakabilir.
Bilinçli su tüketimi büyük fedakârlıklar istemez. Diş fırçalarken musluğu kapatmak, gereksiz akan suyu durdurmak, bahçeleri doğru saatlerde sulamak, yağmur suyunu değerlendirmek, kirletmemek… Küçük gibi görünen bu alışkanlıklar, milyonlarca insan tarafından benimsendiğinde büyük değişimlerin kapısını aralar.
Çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras; daha büyük evler, daha hızlı arabalar ya da daha fazla eşya değil, içilebilir suyu olan bir dünya olacaktır.
Doğa bize her gün cömertçe sunuyor. Şimdi sıra bizde.
Çünkü suyu korumak, yalnızca bugünü değil; yarını, çocuklarımızı ve sesi çıkmayan tüm canlıları korumaktır.
Unutmayalım; bir damla suyu kurtarmak bazen bir hayatı kurtarmaktır. Ve doğa, kendisine gösterilen her iyiliği mutlaka hatırlar.
Doğayla kalın