Sayın Okurlar;
Her kütüğün başına karınca birikmez. Bu kütük, ulu kütük olacak ki ulviyeti olsun. Her şey sözle, lafla olmaz. Pilav, sözle pişseydi, deniz kadar yağ getirenin haddi hesabı olmazdı. Örneğin; Kebapçı İskender’e Büyük İskender, kaldırımdaki Süleyman’a Muhteşem Süleyman, öte yandan her milletin emirine, amirine de Kâinatın Efendisi denmez. Bu sözcükler, hayatında unutulmayacak derecede faydalı ve verimli hizmetler sunan, mükemmel kimselere atfen söylenmiştir. Nitekim her insana “Allah’ın aslanı” da denmez. Bu güzel cümle, yalnız Hz. Ali’ye izafe olarak söylenmiştir.
Sayın Okurlar;
Gerçek odur ki eğitilmemiş, ayrıca fenle, bilimle, ilimle ilgisi olmayan bir kafa, ileriyle gidemez. Bu nedenle, şartlı “benim” diyen düşünce, genelde her daim bildiğini okur. Sorgulanmamış hayâ, incelemeye ve yaşamaya değmez. Ölümcül bir hasta dahi olsan, oku, öğren ve düşüncelerini arttır diyen (Spinoza) Bunun için, insanda düşünceyi şart koşmuştur. Bilgi kabı genişledikçe, akıl kabı da düşüncede mantıklaşır, gelecekte hiç kimsenin varamadığı ve de göremediği hedefleri vurur. Konular “elden, koldan, lafazanlıktan çıkıp, yüksek akıl katmanlarına, akıl çapına geçince; ense kulak büyütenler, sırtının üstüne düşmüşler ve dut yemiş bülbüle dönmüşlerdir.” Yani, dünyamız sadece laftan ibaret değildir. KİŞİ NE YAPMAK İSTİYOR? SEN ONA BAK. Engelleri, soruları çözmek, “öyle sanıldığı gibi” basit aklın ve düşüncenin işi değildir. Geçmiş yıllarda, köylünün kağnısını, at arabasını, faytonunu bulduk ama biraz daha kafamızı genişletir, çağın felsefesi içerisinde bilgi ve tecrübelerimizi arttırırsak, motor çağını da yakalarız. Geçen yazılarımda da ifade ettiğim gibi, olguların, objelerin, olayların ele alındığı ve düşünüldüğü alanlarda, gerçekler mutlaka ortaya çıkacaktır. Evrensel düşünce, işte tam da bu anlamda başı çeker. Bilgilerin, alın terinin ve helalin olursa para kazanır, ayrıca mutlu da yaşarsın. Ayrıntıları dikkate almayan, göremeyen, maksadına yönelik bir işi başaramaz. Düşünceler katılaşır ve betonlaşırsa, fikirler şiddete döner. Nitekim, gafletli kalpten hayır gelmez. Kalp ne zaman şerlik üretiyorsa, akıl da buna paralel olarak şeytanlaşır. İmanı, dolayısıyla itikadı kazınan bir kalbin, her atışında insan yanlışa gidecektir. Bilgiyle, ilmiyle, fenniyle, tecrübesi, felsefesi ve imanıyla düşünen akılda asalet, fazilet eksik olmaz. Yani, “DENİZE TOKAT, COŞKUN SELE ÇALIM ATTIM DİYEN SOKAK HAYTASI KAFA, ÇENGELE TAKILACAKTIR.” Zalimin, cahilin, serserinin kimliğine göre duygulananlar, aynı potaya girer ve sonuçta dışlanır giderler. Kişi, kendisini emin ve kuvvetli görmezse, huzuru, güveni ve barışı rüyasında dahi göremez. Örneğin; aptal, akıllıyım der, akıllı olan ise sadece dinler ve döner, ona: “Bu kafayla bekle, gör.” Der. İnsaniyetsiz, bilgisiz, görgüsüz, ilimsiz, felsefesiz ve adaletsiz toplumlarda, hayat bunun için daima problemdir. Örneğin; ben de kendime akıllı demiyorum ama akıllı olmaya gayret sarf ediyorum.
Sayın Okurlar;
Netice itibariyle ve özetle, insanlık tarihine geçmek için az da olsa bir eserin olacak. Buraya gelmek için de yüksek düzeyde okuma, öğrenme ve çağın gereklerine göre hareket etmek kaçınılmazdır. Öyleyse, şu küçük ama güzel sözü aklımıza gelmişken bir daha söyleyelim. “ASLANA PENÇE VURULMAZ, CİĞERİNİ DELER; KÜÇÜK BALIKLAR DA SAHİLE YAKIN DURACAKLARDIR.”