Sayın okurlar;
İnsanoğlunun iş hayatında, işinin özelliklerine göre az veya çok zorluk derecesi vardır. Önemli olan, işi ehline teslim etmektir. Bu da liyakat, kariyer, branş gibi özellikler ister. Bu nedenle, bir insan, işine zorla, ihtarla, ikazla, uyarıyla gidiyorsa, bu insanın iş hayatında faydalı ve verimli sonuçlar elde edilmez. Yani, köpeği zorla davara gönderirsen, uluya uluya kurt getirir. Hayatta, hiçbir insan zorla bahtiyar olamaz. İşin içerisinde, akıl ve aklın yolları varken, zorlamalarla çirkinlikler diyarına kapı açılmaz. Bu nedenle, zorla yapılan bir işten de zaten hayır gelmez. Aklı fesat, kalbi haset, yüzü de kertenkelenin sırtına dönen insan böyle bir yüze, yüz defa değil bin defa allık pudra sürse bunların hepsi de boşa gider. Hastalıklar da böyledir. İyi bir tabip, teşhisten tedaviye gider, eksik, yanlış, kendini bilmeyen tabip müsveddesi ise ısrarla ve bildiğinden şaşmayarak aspirinle verem hastalığının gideceğini zanneder durur. Örneğin; İnsanlarda yiğitlik konusu, mertlik konusu çok önemlidir. Dünyanın bütün köpekleri bir araya gelse insanlık ve mertlikten en ufak bir örnek gösteremezler. Diğer yandan, tüm filozoflar birleşse zakkumdan bal yapamazlar. O zaman aklıselim ile düşünmek en güzel bir yoldur. Bir insan, bir meseleyi ilke edinmiyorsa bunu severek ve isteyerek yapmıyorsa, başarıyı beklemek hiç olmamış bir şeyi beklemek olur. Bu konuda, aklın bütün özellikleri de devreye girmesi lazımdır. Tuzağı göremeyen kuş, taneyi yerse, o tuzağın esiri olur. Denizlerde balıkların bekçiye ihtiyaçları yoktur. Örneğin; Bacaklarım kısa diye ayağına tahta bağlayan çocukça bir düşüncede kişi palyaçoluktan kurtulamaz. Öte yandan iş olsun diye yapılan bir ibadet içsiz kabuğa benzer. İç yüzünde inat, fesat, haset olanın zahirde şerefi olsa, böyle bir şerefin o kişiye ne faydası olabilir? O zaman, bilerek, inanarak, görerek ve gerçeklere sarılarak iş yapmak akıllı, becerikli ve işini bilenler içindir. Ancak her işte ve tabiatında devamlı ayıp aramak meselesi varsa, bu kafada, (düşünce tavus kuşundaki renkleri iptal edip sadece ayağına bakmak gibi bir şey olur.) Meseleler ele alınırken, örneğin; Dosya münderecatı, dolayısıyla tüm bilgi ve belgelerin (inattan, fesattan, hasetten, şartlanmış beyinlerden arınmış, böylece hakkın ve hukukun içinde olmasına özen gösterilmesi en isabetli bir düşüncedir. Netice itibariyle, önce insan, önce doğruluk, önce iyilik ve önce güzelliği, baş tacı yaptığımız müddetçe ilkeli çalışmalarımızın da meyvesini toplarız. (Dolayısıyla, değirmen taşı dönmeyi kendinden bilmesin. Bilinmelidir ki bu işte, onu döndüren bir kuvvet vardır.) İşte bunun için 13. yüzyıldan bugüne kadar gelen bir güzel söz de şudur: İŞİNİ BİLMEYEN KASABIN, MASAT EDİNDE KALIR.