Dünya günlerdir mide bulandırıcı ifşalarla çalkalanıyor. Milyarderler, siyasetçiler, sözde saygın isimler ve küçük çocukların kurban edildiği korkunç bir ağ...

Herkes o adada nelerin yaşandığını, o uçağa kimlerin bindiğini konuşuyor. Öfkemiz büyük, tepkimiz haklı. Ancak korkarım ki, biz yine sadece sonuca odaklanıyor, sebepleri ıskalıyoruz.

Olayı sadece bir "adli vaka" ya da sapkın bir grubun gizli organizasyonu olarak görmek, kanseri basit bir yara bandıyla kapatmaya çalışmaktan farksızdır. Çünkü Epstein vakası, bir istisna değil; modern dünyanın kültürel kodlarıyla inşa ettiği bataklığın, o buzdağının sadece suyun üzerine çıkan, en görünür kısmıdır.

Asıl mesele, o adaya giden yolun taşlarının nasıl döşendiğidir.

Bütüncül bir gözle baktığımızda, dehşet verici bir gerçekle yüzleşiyoruz: Bugün çocuklarımızı o adaya götürmek için artık zorla kaçırmalarına gerek kalmıyor. Çünkü küresel kültür endüstrisi, çizgi filmlerden "sözüm ona" masallara, vitrinleri süsleyen o masum görünümlü oyuncaklara kadar her alanda, çocuklarımızı zihnen o adaya hapsediyor.

Bir oyuncakçı dükkanına girin ve raflara bakın. Çocuksu masumiyetten arındırılmış, abartılı makyajları, gerçek dışı vücut ölçüleri ve tüketim odaklı yaşam tarzlarıyla "yetişkin kadın" simülasyonu yapan bebekleri göreceksiniz. Bir çizgi filmi dikkatlice izleyin; orada erdemin, kahramanlığın yerini "beğenilme arzusunun", "fiziksel cazibenin" ve "itaatin" aldığını fark edeceksiniz.

İşte "Büyük Epstein Adası" tam olarak burasıdır: Evimizin salonu, çocuğumuzun tableti, elindeki oyuncak...

Bu endüstri, çocuklara henüz oyun çağındayken "nesneleşmeyi" öğretiyor. Onlara, değerli olmanın tek yolunun bedensel görünümden ve teşhirden geçtiği fikrini aşılıyor. Bir çocuk, henüz tehlikenin ne olduğunu bile bilmeden, yetişkinlerin dünyasına ait kodlarla donatıldığında, savunma mekanizmaları çökertilmiş oluyor.

Bu, "rızanın imalatı"dır.

Zihinleri işgal edilmiş, çocukluğu elinden alınmış ve erken yaşta "cazibe" kavramıyla tanıştırılmış bireyler, ne yazık ki avcılar için "gönüllü kurbanlar" haline getiriliyor. Fiziksel parmaklıklar ardına hapsedilmeye gerek yok; tüketim kültürü ve medya, o parmaklıkları zaten zihinlere örüyor.

Epstein ve suç ortakları yargılanmalı, en ağır cezaları almalı; buna şüphe yok. Ancak bizler sadece o adadaki suçlulara lanet okuyup, kendi evimizdeki, ekranlarımızdaki "kültürel inşayı" görmezden gelirsek, bataklık sinek üretmeye devam edecektir.

Çocuklarımızı korumak istiyorsak, sadece kapımızı kilitlemek yetmez. Zihinlerini işgal eden, onları birer "meta" haline getiren, masumiyetlerini çalıp onları o büyük adanın potansiyel sakinleri yapmaya çalışan bu sisteme karşı topyekûn bir "kültürel uyanış" başlatmak zorundayız.

Unutmayalım; asıl tutsaklık bedende değil, zihinde başlar. Ve o zihinsel zincirleri kırmak, o adayı haritadan silmekten çok daha zordur.

03.02.2026

Saygılar…

Bayram Erdem