Kâinatta yaratılan en değerli varlık insandır. ( İsrâ, 70) İnsanın değerini ve konumunu takdir eden Yüce Allah’tır. Bulunduğu konumu muhafaza edememek ise, hadsizliktir. Buna sebep olan ise; nefsine, şeytana ve şeytanlaşmış insanlara uyması, çıkar, menfaat ve ikbal… gibi şeylerin peşinden koşmaktır.

Allah (cc); insanı yarattığı fıtrat üzere kalması için, peygamberler göndermiş ve kitaplar indirmiştir. Fıtratın bozulmaması çok önemli, çünkü insanın şahsiyeti, kişiliği, seciyesi, duruşu- davranışı, oturması-kalkması, yemesi- içmesi, konuşması ve iş anlayışı… vs hep bununla alakalıdır.

Tüm Peygamberlerin tebliğ ettiği vahiyler ve ortaya koyduğu ilke ve değerler, fıtratımızda en güzel nüveleri bulunan duygu, düşünce ve davranışlarımızı inşa eder ve sağlam bir karakter ve kişilik kazanmamızı sağlar. 

Biz Müslümanların dünyada sahip olduğu ve olabileceği en büyük devleti ve en büyük nimeti imanıdır. Hakiki imana sahip olan şahsiyet, küfre ve zulme karşı şecaati ile kâinata meydan okurken; yeri geldiğinde şefkatiyle, merhametiyle ve tevazuuyla örnek bir davranış sergiler. İman, hayatın bunca iniş ve çıkışları içerisinde sağa ve sola savrulmamıza mani olacak ve ebedi kurtuluşa ermemize sebep olacak en büyük değerimizdir.

İmanımızı sapasağlam dik ve diri tutmamızda en önemli etken ise, salih amellerimizdir. Salih ameller ise, güzel ahlak üretir. Güzel ahlak’a götürmeyen ameller, cennete de götürmez. Cennete götürmeyen ameller de “Müslüman şahsiyeti”  kazandıramaz.

Dünyada gelmiş geçmiş en yüce şahsiyet Hz. Muhammed (sav) dir, desem buna kimsenin itirazı olmaz sanırım. Çünkü Allah (c.c) en güzel örnek şahsiyet olarak Hz. Muhammed’i göndermiştir.(Ahzap,21)

O halde biz inananlara düşen vazife, Peygamber Efendimizin örnekliğinden bir an olsun asla ayrılmamaktır. İslam’ın izzet ve şerefini ona layık bir şekilde taşıyarak, esen rüzgarın yönüne, zamana ve zemine göre değişmeyen sağlam bir karaktere sahip olmaktır. Haksızlığa, zulme, yalana, iftiraya, gayrı ahlaki iş yapmaya ve şiddete asla meyletmemektir. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in buyurduğu gibi, “Elinden ve dilinden hiç kimsenin zarar görmediği bir Müslüman” ( İbn Hanbel, VI, 22) olabilmek için gayret göstermektir.

Kur’anî ve Peygamberî bir hayat yaşayan şahsiyetler için Yüce Rabbimizin şu ayeti en büyük müjdedir: “Şüphesiz ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: ‘Korkmayın, üzülmeyin, size dünyada iken vadedilen cennetle sevinin!” (Fussilet,30)

​Ali Rıza TAHİROĞLU/ D.İ.B. Başkanlık Müftüsü