İğne Ucundaki Medeniyet
Tıp tarihine baktığımızda, insanlığın en büyük mücadelelerinden birinin bulaşıcı hastalıklarla olduğunu görürüz. Çiçek hastalığı, yalnızca 20. yüzyılda yaklaşık 300 milyon insanın hayatına mal oldu. Bir zamanlar çocuk felci, difteri, tetanoz, boğmaca ve kızamık milyonlarca insan için ciddi bir ölüm ve sakatlık tehdidiydi. Bugün bu hastalıkların çoğunu günlük hayatımızda daha az görüyorsak, bunun en önemli nedenlerinden biri aşılardır.
Ancak burada büyük bir paradoks var:
Aşılar başarılı oldukları için unutuluyor.
Hastalıklar azaldıkça, onları önleyen aşının değeri de görünmez hale geliyor. Geçmişte çocukların felç kalmasına, ağır enfeksiyonlar geçirmesine veya hayatını kaybetmesine neden olan hastalıkları artık doğrudan görmüyoruz. Buna karşılık sosyal medyada hızla yayılan, çoğu zaman bilimsel kanıttan uzak iddialar çok daha görünür hale geliyor. Oysa aşılar yalnızca viral hastalıklara karşı değildir. Difteri, tetanoz, boğmaca, pnömokok ve meningokok hastalıkları gibi bakteriyel enfeksiyonlara karşı da etkili aşılarımız bulunmaktadır.
Aşıların etkisi yalnızca tek tek hastalıkların önlenmesiyle de sınırlı değildir. WHO verilerine göre, 1974-2024 yılları arasında yürütülen küresel bağışıklama programları en az 154 milyon hayatın kurtarılmasına katkı sağladı. Bu, her yıl ortalama 3 milyondan fazla hayat demektir.
Bu rakamlar yalnızca istatistik değildir.
Her sayı, yaşamına devam eden bir insan demektir.
Bugün sorun yalnızca aşı tereddüdü değil, aynı zamanda bilgi kirliliğidir. Bir sosyal medya paylaşımının milyonlara ulaşması, onun bilimsel olarak doğru olduğu anlamına gelmez. Bir sağlık olayının aşılamadan sonra ortaya çıkması da tek başına o olayın aşıdan kaynaklandığını göstermez. Nedensellik, bilimsel araştırmalar ve farmakovijilans verileriyle değerlendirilir. Aşıların risksiz olduğunu söylemek de bilimsel değildir. Tıpta sıfır risk yoktur. Önemli olan, olası riskleri hastalığın oluşturduğu risklerle birlikte değerlendirmektir. Üstelik aşılama yalnızca bireyi ilgilendiren bir konu değildir. Toplumdaki bağışıklık düzeyinin yüksek olması, bazı tıbbi nedenlerle aşılanamayan veya enfeksiyonlara karşı daha kırılgan olan insanların korunmasına da katkı sağlar.
Bilime güvenmek, sorgulamamak değildir. Tam tersine, soru sormak, kanıt istemek ve verileri değerlendirmektir.
Unutmamamız gereken ise çok basit:
Hastalıklar bizim onları unutup unutmadığımızla ilgilenmez.
Aşıların sağladığı koruma zayıfladığında, geçmişte geride bıraktığımız hastalıklar yeniden karşımıza çıkabilir.
Bu nedenle aşı yalnızca bir iğne değildir.
Bir iğnenin ucunda, insanlığın hastalıklarla mücadele ederek kazandığı yüzyıllık bilimsel birikim ve medeniyet vardır.
Sağlığınıza dikkat edin, sağlıcakla kalın.