Her yaz mevsimiyle birlikte tanıdık bir felaket kapımızı çalıyor: Orman yangınları. Alevlerin yayılışı, göğe yükselen dumanlar, boşaltılan köyler, çaresizlik içinde izleyen insanlar… Ancak bu yıl da tekrar eden bu manzara, artık yalnızca doğal bir felaket olarak değerlendirilemeyecek kadar karmaşık ve düşündürücü.
Temmuz 2025 yangınlarında yalnızca Antalya, Muğla, Mersin ve Hatay gibi Akdeniz ve Ege kıyı şehirleri değil; aynı zamanda Bursa, Karabük ve Balıkesir gibi iç ve kuzeybatı bölgeler de alevlere teslim oldu. Bu şehirler ortak bir özelliğe sahip: Ya hızla gelişen yeni yerleşim alanları, ya kritik enerji ve sanayi merkezleri ya da büyük ölçekli “akıllı kent” projeleri bu bölgelerde şekilleniyor.
İşin düşündürücü yanı şu: Bu yangınlar yalnızca doğaya zarar vermiyor. Aynı zamanda yatırımın rotasını değiştiriyor, kentsel planlamaları sekteye uğratıyor ve bölge halkının psikolojisinde derin yaralar açıyor. Yani bir orman yangını artık sadece bir çevre felaketi değil; ekonomik, stratejik ve sosyolojik bir sabotaj gibi etkiler yaratıyor.
Küresel Sistem ve Yeni Güvenlik Anlayışı
21. yüzyılda güvenlik kavramı değişti. Eskiden yalnızca sınırları korumak yeterliyken, bugün bir ülkenin bilgi güvenliği, çevresel direnci, enerji altyapısı ve sosyal istikrarı da milli güvenliğin temel unsurları arasında sayılıyor. Bu yeni anlayışla birlikte yangınlar da sadece "iklimin işi" değil, "stratejik bir araç" haline gelebiliyor.
Bugün küresel sistemde güç rekabeti yalnızca silahla, tankla değil; doğayı hedef alan yöntemlerle de yürütülüyor. Orman yangınları, özellikle kritik bölgelerde sıklaştığında, bu durumun ardında yalnızca ihmal ya da sıcak hava aramak artık yetersiz kalıyor.
Akıllı kent projeleri, sürdürülebilir enerji, ileri tarım, dijital altyapı ve yaşam kalitesini artıran çözümlerle geleceğin şehirlerini inşa etmeyi amaçlıyor. Ancak bu projeler aynı zamanda bazı küresel aktörler için “hedef” haline de gelebiliyor. Çünkü bu kentler, yalnızca yerli yatırımcının değil; uluslararası iş birliklerinin, stratejik teknolojilerin ve dış politika denklemlerinin de merkezinde yer alıyor.
Bursa örneğin, otomotiv ve yazılım sektörlerinde Türkiye’nin yükselen yıldızı. Karabük, demir-çelik üretimi ve demiryolu hatlarının kavşak noktası. Balıkesir ise hem Ege hem de Marmara bölgelerine açılan tarım ve enerji kapısı. Bu bölgelerde çıkan eş zamanlı yangınların etkisi, sadece doğal değil; ekonomik ve stratejik açıdan da derin.
Yangınlara karşı mücadele yalnızca itfaiye, ormancı ve meteoroloji uzmanlarının işi değil. Artık bu mücadeleye kent plancıları, güvenlik birimleri, kriz iletişim uzmanları ve hatta siber güvenlik ekipleri de dahil edilmeli. Çünkü orman yangınları artık sadece ormanı değil; şehirleri, altyapıyı, morali ve geleceği hedef alıyor.
Akıllı kentler, sadece teknolojiyle değil, toplumsal bilinçle kurulabilir. Erken uyarı sistemlerinden daha önemlisi, halkın farkındalığı ve kurumlar arası eşgüdümdür. Doğayla uyumlu, dirençli ve güvenli yaşam alanları yaratmak için yangınlara karşı mücadelede "stratejik akıl" da şart.
Alevlerin yalnızca ağaçları değil, aynı zamanda ülkenin gelecek planlarını da küle çevirdiği bir çağda yaşıyoruz. Bu yangınlara sadece “yazın doğal sonucu” diyerek geçiştiremeyiz. Çünkü bazı yangınlar doğal başlar ama stratejik biçimde yayılır. Ve eğer fark etmezsek, sadece ormanlarımızı değil, geleceğimizi de kaybedebiliriz.
28.07.2025
Saygılarımla…
Bayram ERDEN