Bir çocuğun kalbi, bembeyaz kar tanesi gibidir.
Ne kibir bilir, ne kıskançlık, ne de kıyas…
Bu duyguların hepsi, dünyadan öğrenilir; büyüklerin yanlış sözlerinden, yanlış bakışlarından, yanlış eğitim anlayışlarından süzülerek çocuğun kalbine iner.
Oysa Rabbimiz şöyle buyurur:
“Biz her birinizi farklı imtihanlarla sınarız.” (Bakara 155)
Madem her insanın imtihanı farklıdır, o halde nasıl olur da bir öğrenciyi diğerine benzetmeye, başarılarını aynı terazide tartmaya kalkarız?
Kıyas, insanlığın en eski yarasıdır.
İlk kıyas, şeytanın kibriyle başladı:
“Ben ondan üstünüm.” (A’râf 12)
Bir tek cümle… Ama içinde ateş, kibir ve isyan taşıyan bir cümle.
Ve o günden beri her kıyas, önce kalpleri yakar, sonra ilişkileri bozar.
Kabil’in kardeşi Hâbil’e kıskançlığı da bir kıyasın sonucuydu.
“Hangi kurban daha değerli?” diye bakarken kardeşliğini kaybetti.
Yanlış bir kıyas, bir hayatı söndürdü.
Yusuf Peygamber’in kardeşleri “Babamız onu bizden daha çok seviyor.” diye düşündüklerinde de aynı tuzak devreye girmişti.
Bir kıyas, yıllar süren pişmanlığa dönüştü.
Bugün okullarımızda yaşanan kıyaslar belki bir kavga çıkarmıyor, bir kardeşi kuyuya atmıyor…
Ama bir çocuğun özgüvenini, iç huzurunu, öğrenme isteğini sessizce yaralıyor.
“Bak arkadaşın kaç almış.”
“Sen neden onun gibi değilsin?”
“Onun başarısı ortada, senin nerede?”
Bu sözler ne bilgi öğretir ne ahlak…
Sadece yarış duygusunu körükler; kibiri besler, kıskançlığı büyütür.
Hâlbuki Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Kişiye günah olarak, kardeşini küçümsemesi yeter.” (Müslim)
Bir öğrenciyi başkasıyla kıyaslamak, onu küçümsemenin en zarif görünen ama en acı veren hâlidir.
Her çocuk Allah’ın ayrı bir lütfudur.
Kimi hızlı öğrenir, kimi derin öğrenir.
Kimi matematiğin dilini çözer, kimi resmin sessizliğinde kendini bulur.
Kimi beden dilini bilir, kimi sessizce dua etmeyi bilir.
Okul kültürü, bu farklılıkları rahmet bilmediği sürece, gelişmişlik değil rekabet yetiştirir.
Merhamet yerine sıralama, kişisel gelişim yerine kıyas, güven yerine kaygı doğar.
Kur’an, insanı şöyle tarif eder:
“Her nefis ancak kendi kazandığından sorumludur.” (En’am 164)
Yani Allah bile insanı başkasıyla değil, kendi çabasıyla değerlendirirken, biz nasıl olur da kulları birbirine kıyas etmeye kalkarız?
Kıyasın girdiği yerde, eğitim değil yarış başlar.
O yarışta bazıları yorulur, bazıları kaybolur, bazıları kenara çekilir.
Ve bir gün gelir, o çocuk kendi yolunu hiç görmeden büyür…
Oysa eğitim; çocuğu başkalarıyla yarıştırmak değil, kendi fıtratıyla buluşturmaktır.
Bir tohumun suyu, toprağı, güneşi ayrı olur.
Hepsinden aynı ağaç çıkmaz.
Rabbimiz bize şunu öğretir:
“Allah dilediğini farklı özelliklerde yaratır.” (Âl-i İmrân 6)
Bizim vazifemiz, bu farklılıkları yarıştırmak değil; anlamak, kabullenmek ve beslemektir.
Bu yüzden diyorum ki:
Kıyas ateştir; yakarsa önce çocuğun kalbini yakar.
Biz o kalbi korumakla yükümlüyüz.
Merhameti merkeze alan, her çocuğun kendi yolunda büyümesine izin veren okullar inşa etmek zorundayız. Notları değil emeği, sıralamayı değil ilerlemeyi, başarıyı değil gayreti merkeze alan bir eğitim anlayışı…
Rabbim bize basiret versin; çocuklarımızı kıyasın karanlığından, kalplerimizi kibirin ateşinden korusun. Okullarımızı yarış alanı olmaktan çıkarıp bir “rahmet iklimi”ne dönüştürsün.
Saygılarımla…
09.12.2025
Bayram ERDEN