ARKADAŞ

Günümüzün modern dünyasında artık daha uzun yaşıyoruz; geçtiğimiz yüzyılda milyonlarca insanın ölümüne neden olan salgın hastalıklardan kurtulabiliyoruz; modern araç-gereçler sayesinde beden gücü gerektiren ağır işleri yapmaktan kurtuluyoruz; bilgisayarlarımızı ise bilimsel ve tıbbi sırları çözmek, bizi eğlendirmek ve günlük iş yükümüzü hafifletmek için kullanabiliyoruz. Modern yaşam bize bu güzelliklerini sunarken bizleri büyük bir sorunla karşı karşıya bırakmıştır: ruhsal hastalıklar.

Günümüzde çocuk, genç ve yetişkinlerin 20-30 yıl öncesine göre ruhsal bir hastalık geçirme olasılığı oldukça yüksek. Araştırmalar, 12-16 yaş arası çocukların en az %20’sinin bir ruh sağlığı sorunu yaşadığını göstermektedir. Yetişkinlerin ise yaklaşık %30’unda kaygı bozukluğu bulunmaktadır. IPSOS’un 31 ülkede yaklaşık 24 bin kişiyle gerçekleştirdiği 2024 Dünya Ruh Sağlığı Monitörü araştırma sonuçlarına göre bireyler, yaşadıkları en büyük sağlık sorunun “ruh sağlığı” (%45) olduğunu bildirmişlerdir.  Bu sağlık sorununu kanser, stres ve obezite, uyuşturucu bağımlılığı, şeker hastalığı ve kalp rahatsızlıkları takip etmiştir. Ruh sağlığı sorunu özellikle son 5 yıldır tüm ülkelerde artan bir sağlık problemi olarak öne çıkmaktadır. Türkiye’de ise her on kişiden üçü yaşadıkları ruhsal bunalımları en önemli sağlık sorunu  olarak değerlendirmektedir. Nitekim artan intihar olayları ve bağımlılık salgını bu durumun en net göstergesi olarak karşımızda durmaktadır. Bu nedenle psikolojik sorunlar, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde en yaygın hastalık olarak varlığını giderek belirginleştirmektedir.

Bizler için üzüntü yaratan bu durumun en önemli nedenlerinden birinin  “arkadaş, dost yoksunluğu” olduğunu düşünüyorum. İnsan, ruhsal gıdasını içinde bulunduğu çevreden edinir. Sağlıklı bir çevre, mahalle, sokak, okul ve ev ortamı ve burada oluşan güçlü arkadaşlıklar insanların psikolojik sağlamlılığı için hayati derecede önemlidir.

Derdimize derman olan, sorunlarımıza birlikte çözüm bulduğumuz arkadaşlarımıza konumuna göre de birçok nitelemede bulunuruz: “Hayat arkadaşım, çocukluk arkadaşım, okul arkadaşım, asker arkadaşım, mahalle arkadaşım, iş arkadaşım, gezi arkadaşım …” bu liste uzar gider ve bu liste samimi bir şekilde ne kadar uzarsa insan hayattan o derece doyum elde eder ve huzura erer. Bu nedenle hiçbir psikolog; iyi, vefalı ve paylaşımcı bir arkadaşın yerini tutamaz.

Arkadaş sözcüğünün anlam dünyası da bu durumu en iyi şekilde ifade eder. Arkadaş, Türkçe kökenli bir sözcüktür. “Arka çıkmak” deyiminde kullandığımız arka; zahîr, hâmi, yardım eden, destekleyen sözcükleriyle yakından ilişkilidir. Buna göre arkadaş birbirine arka (destek) olan insanları ifade etmek üzere arka isim köküne ortaklık bildiren +daş ekinin getirilmesiyle türetilmiştir. Arkadaş, Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre ise “Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri; yoldaş, yaren, anlamlarına gelmektedir.” Yani bir kişi, birine “Arkadaşım” diyorsa ona yüklediği anlam oldukça büyüktür.

Şimdilerde ise bu sözcük derin anlamından uzaklaşmış görünüyor. Oysaki birçok sorunla karşılaştığımız “hayat” denen bu yolculukta güveneceğimiz, sırlarımızı paylaşacağımız, dertleşeceğimiz arkadaşlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz.

Ozanın türküsünde ifade ettiği gibi “Derdim çoktur hangisine yanayım/ Yine tazelendi yürek yarası/Ben bu derde nerde derman bulayım/ Meğer dost elinden ola çaresi …” dertlerimizin çaresi gönülden gönüle uzanan dost ve arkadaş ilişkilerinde gizlidir. Ancak günümüz arkadaş ilişkilerinin oldukça güvensiz ve yüzeysel olduğu ifade edilirken belki de bu nedenle arkadaşsız yaşayan birçok insandan söz edebiliriz.

Nitekim arama motorlarında “hiç arkadaşı olmayan insan, arkadaş edinme sorunu, sürekli evdeyim, hiç arkadaşım yok, hiç arkadaşı olmayan insan psikolojisi” gibi başlıkların oldukça fazla arandığı ve konu edildiği görülmektedir.

Ez cümle olarak şu söylenebilir ki “insanlık”, arkadaşlık ve güven krizi içerisindedir. İnsanoğlu yalnızlığına samimi bir şekilde çare bulamazsa mutsuzluğu, huzursuzluğu artarak devam edecektir. Çünkü bugün insanlarımız, kendilerini anlatan acı veren durumu “kalabalık yalnızlık” olarak tanımlamaktadır.

Mevlana’nın en güzel şekliyle ifade ettiği gibi ruhuyla seven dost ve arkadaşlara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.

Olur ya...

Kalp durur...

Akıl unutur...

Ben dostlarımı ruhumla severim.

O ne durur, ne de unutur...

Saygılarımla…

15.05.2025

Bayram ERDEN