Bugün insanlık, artık gizli ya da görünmez değil, ayan beyan apaçık görünen bir saldırıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Silahlarla ya da ekonomik baskılarla sınırlı kalmayan bu saldırı, doğrudan zihin ve ruhları hedef almakta ve toplumların tüm yaşam alanlarını kuşatmaktadır. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun “Elinizdeki telefonları, yediğiniz gıdaları biz üretiyoruz” sözleri, bu gerçeğin yalnızca görünen yüzünü ortaya koymaktadır. Çünkü asıl tehlikeli üretimler, kültürel ve zihinsel alanlarda yapılmakta, toplumların ruhu ve düşünce dünyası hedef alınmaktadır.

Müzik, sinema, diziler, dijital oyunlar, sosyal medya içerikleri, spor endüstrisi ve magazin kültürü; yalnızca eğlence veya sanat değildir. Diğer bir ifadeyle bugün sanat, ne sanat içindir ne de toplum için. Bugün sanat adı verilen özellikle görsel ve işitsel üretimler, küresel dünya hayali kuran ve milli kültür ve değerleri hedef alan büyük şirketlerin oyun alanıdır. Bu alanlar, siyonizmin elinde küresel bir propaganda ve zihin yönlendirme mekanizması hâline gelmiştir. Bu zararlı üretimler yüzünden toplum, aile ve yavrularımız da “perperişan” bir hale düşürülmek istenmektedir.

Geçtiğimiz günlerde bazı şarkı sözlerinin kamu kurumlarınca incelenmesi ve ardından yasaklanması da bu çerçevede doğru bir adım olarak görülmelidir. Çünkü sanat adı altında topluma sunulan her içerik masum değildir; aile yapısına, çocukların zihinsel gelişimine ve toplumun değer dünyasına zarar verebilecek unsurlar barındırabilmektedir. Devletin ve ilgili kurumların bu noktada sorumluluk alması, toplumsal koruma refleksinin bir gereğidir.

Unutulmamalıdır ki insan, biyolojik olarak yediği şey neyse ona dönüşmektedir. Zihnen ve ruhen de gördüğü, işittiği, maruz kaldığı şeyler kişiliğini, ahlakını ve düşünce dünyasını şekillendirmektedir. Dolayısıyla “Ne var canım, altı üstü bir şarkı, bir dizi, bir film” diyemeyiz. Çünkü bunlar yalnızca eğlence değil, bilinçaltına işleyen, değerleri dönüştüren ve toplumu kimliksizleştiren araçlardır.

Benzer biçimde Netflix ve Exxen dizileri, dijital platformlar, TikTok akımları, popüler müzik endüstrisi ve dijital oyunlar; aile bağlarını zayıflatmakta, bağımlılıkları normalleştirmekte, ahlak ve erdem sınırlarını aşındırmaktadır. Bu içerikler aracılığıyla gençler, kendi kültüründen ve değerlerinden koparılmakta, küresel tüketime dayalı tek tip bir zihniyetin içine çekilmektedir. Böylece kültürel ve zihinsel üretim, toplumları yönetmenin en etkili aracı hâline gelmektedir.

Küresel kuşatmanın en büyük hedefi, milletlerin en güçlü kalesi olan ailedir. Aile çözüldüğünde, çocukların zihinsel ve ruhsal gelişimi zarar görmekte, toplumun geleceği tehdit altına girmektedir. Bugün dizilerde sürekli parçalanmış aileler gösterilmekte, şarkılarda sorumsuzluk ve sınırsız özgürlük övülmekte, dijital oyunlarda şiddet meşrulaştırılmaktadır. Bu tablo, tesadüf değil; küresel ve planlı bir yönlendirmedir.

Türk milleti ve tüm insanlık, bu siyonist kuşatmaya karşı uyanık olmakta mecburdur. Çünkü artık savaş cephelerde değil; zihinlerde, ekranlarda, şarkılarda, dizilerde ve sosyal medyada verilmektedir.

Bu tehdidi aşmanın yolu, daha çok çalışmak, yerli ve milli kültürel üretimleri artırmak, aileyi korumak ve genç nesillere eleştirel düşünme becerisi kazandırmaktan geçmektedir. Ancak bu şekilde toplum kendi değerlerine sahip çıkabilir, geleceğini güvence altına alabilir.

Saygılarımla…

19.09.2025

Bayram ERDEN