Hayatımıza WWW’nun (internet) girmesiyle birlikte değişimin hızı hayal dünyalarımızın bile ötesine geçmiş durumda. Ancak bu yazıda değişimden bahsetmeyeceğim.

DONANIM DEĞİL, YAZILIM DEĞİŞTİ

Hayatımıza WWW’nun (internet) girmesiyle birlikte değişimin hızı hayal dünyalarımızın bile ötesine geçmiş durumda. Ancak bu yazıda değişimden bahsetmeyeceğim. Bir eğitimci olarak bu sürecin çocuk gelişimi ve kültürlenme sürecine dönük olarak etkilerini sizlerle tartışmak istiyorum.

Özellikle insan davranışlarını daha iyi anlamak için bazen yıllara göre 1970’ler, 1980’ler, 1990’lar gibi bazen de x, y, z kuşağı, dijital vatandaş, alfa kuşağı, dijital yerli ve app kuşağı gibi isimlendirmeler yapılmaktadır. Her bir kuşak bir diğerini eleştirmede çok acımasız. Bizim zamanımızda diye başlayan ve şu an çocukluğunu ya da gençliğini yaşayan nesle biraz daha tepeden bakan bir kuşak çatışması içerisindeyiz. Eğitim sürecinde dikkate alınması gereken önemli işlevlerden biri yetişmiş kuşağın yetişmekte olan kuşağa toplumsal değerleri aktarmasıdır.

Bu görüşün çerçevesini çizen Durkheim; eğitimi, kültürlenme süreci olarak tanımlamaktadır. Bu bağlamda eğitimin sadece okulda değil doğumla başlayıp ölüme kadar sürdüğü akla getirildiğinde yeni kuşaklara kültürel değerleri doğru bir şekilde aktaramayan yetişkinlerin yeni kuşakların duyuş, düşünüş ve davranış eğilimlerini eleştirmeleri ne kadar uygun düşmektedir?

Geçen gün yapmış olduğumuz bir araştırmada veliler, çocuklarıyla ilgili olarak en fazla kaygı duyduğu konunun bağımlılıklar olduğunu belirttiler. Özellikle teknoloji, internet ya da dijital bağımlılık konusu yavrularımızın yaşadığı ya da yaşamak üzere olduğu psikolojik hastalıklardan birisi gibi görünüyor. Ayrıca öğretmen ve veliler; çocuklarda saygı, sevgi ve değer bilincinin yoksunluğundan yakınmaktadır. Ancak evde ve okulda doğru yaşantılar ve deneyimler yoluyla kazandırılamayan sevgi, saygı ve değerler nerede ve kimler tarafından kazandırılabilir ki? Kısaca çocuklarımız özellikle 0-12 yaş arasında sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir aile, okul yaşantısı içerisinde olmak zorundadır. Peki nedir bu doğru yaşantılar: Çocuğunuza karşı her zaman saygılı olmalı, ona sevgimizi açıkça ve koşulsuz olarak göstermeliyiz. Onlarla birlikte oyun oynamak, kitap okumak, yaşına uygun sorumluluklar vermek, çocuğunuzun mutlaka bir spor ya da sanat alanında uğraş edinmesini sağlamak, arkadaşlarını tanımak, sonuç odaklı değil, süreç odaklı olarak başarısını desteklemek ve mutlaka bir yaşam amacı edinmesine ve gerçekçi hedefler oluşturmasına yardımcı olmak çok ama çok önemli.

Konunun başına dönecek olursak yavrularımız dünyaya geldiklerinde x,y,z , alfa ya da app kuşağı değillerdi, içerisine doğdukları kültür ve yetiştirilme biçimleri onları ortak tepki ve alışkanlıklara itti. Öyleyse çocuklarımızın eleştirdiğimiz bu davranış kalıplarına sahip olmalarına bizler vesile olduk diyebiliriz. Neden-sonuç ilişkisi bağlamında konuyu ele aldığımızda çocuklarımız z ya da alfa kuşağı çocukları oldukları için toplumsal değerlerden, saygı ve sevgiden, merhametten, aile bağlarından, yardımseverlikten, vefadan, diğerkamlıktan uzak değiller; bizlerin sunamadığı doğru yetiştirilme deneyimlerinden uzak oldukları için biz onlara bu şekilde bir yargıda bulunuyoruz.

Kısacası çocuklarımızın dünyaya geliş donanımları değişmedi, yüce yaratıcının büyük kudretiyle mükemmel denecek düzeyde bir donanıma sahibiz. Peki ne değişti, diye sorarsanız: Yazılım değişti. Çocuklara sunduğumuz çevre, içerik, bağlam, yaşantılar değişti.