Beni yakından tanıyan kardeş, arkadaş, öğrenci ve dostlarım uzun zamandır televizyon izlemediğimi bilirler. Bazen çok önemli haberleri de sosyal medya aracılığı ile öğrenirim. O gün nadir günlerden biriydi. Öğleden sonra üç civarında çok kısa süreliğine kumandayı elime aldım. Amacım bir iki haber kanalına bakıp güncel olayları, ekonomik gelişmeleri ve toplumsal haberleri takip edip bilgi sahibi olmaktı.

Kumandayla haber kanallarına doğru ilerlerken hepimizin çok iyi bildiği ve yüksek izlenme oranlarına sahip ulusal kanallara gözüm ilişti. İnanın her birine en fazla bir dakika dayanabildim. Dedikodunun dibine batmış programlar, birbirinden daha iğrenç yaşamları ailelerimizin gündemine sokma girişiminde çok maharetliydi. Aman Allahım ne konular…!

O saatlerde bu programları izleyenlerin önemli bir çoğunluğunun hanımefendiler olduğu akla getirildiğinde ve bu düşünceye, bunları izleyen hanımefendilerin bizleri dünyaya getiren en kıymetlilerimiz- annelerimiz- olduğu eklendiğinde bir topluma bundan daha büyük bir kötülük yapılamaz diye düşünüyorum. Çocuklarımızın ilk öğretmenleri olan annelerimizin şu anki ilgi ve uğraş alanları konusunda maalesef oldukça karamsarım. Bir ülke medeniyetinin gerçek yükselişi ancak kadınları ile mümkündür. Kadınlar eğitim, teknoloji, kültür, sanat, siyaset vb. tüm alanlarda önemli bir itici güçtür. Onların hayallerini, ufuklarını, hedeflerini bu programlar aracılığı ile köreltmek, karamsarlığa, güvensizliğe ve korkuya sevk etmek, geleceğimizin de bu karanlıkta yok olması demektir.

İşin psikoloji boyutuna çok fazla girmeden yeni yapılan çalışmalarda beynimizdeki ayna nöronlardan bahsedeceğim. Son çalışma raporlarına göre beynimizdeki nöronlar neyi izler, neyi duyar ya da neyle ilişki içerisinde bulunursa tıpkı bir ayna gibi onu yansıtmaktadır. Hülasa, bizler neyi izler, duyar ve yaşarsak belirli bir zaman sonra ona dönüşmekteyiz. Beynimize malzeme olarak neyi verirsek onu öğütür prensibinden hareketle lütfen özellikle ev hanımlarımızın eğitim, kültür-sanat konusundaki gelişimlerine çok önem verelim. Burada önemli bir misyona sahip olan sivil toplum kuruluşları televizyonlardaki bu vurdum duymazlığa dikkat çekmelidir. Tüm sorumluluğun TV kanallarında olmadığı da kesin. Sonuçta onlar da toplum ne talep ediyorsa onu tüketiciye sunmaktadır. Ancak burada karar vericiler başta olmak üzere herkesin sorumluluğunun olduğunu düşünüyorum.

Adını vermediğim ancak sizlerin anladığını düşündüğüm bu dedikoducu programlar, toplumun önüne ruhsal sağlığı yerinde olmayan insanları çıkararak sabahtan akşama kadar ufacık bir yararı olduğunu düşünmediğim bir takım korku, endişe, stres, güvensizlik duygu ve düşüncelerini aşılamaktadır. Bu duygu ve düşüncelere maruz kalan başta ev hanımlarımız olmak üzere tüm vatandaşlarımızın sağlıklı düşünme konusunda ileriye değil geriye gideceklerini bilimsel dayanaklarla da en ince ayrıntısına kadar anlatabilirim.

Bu arada bizdeki bu kanalları gördükten sonra hızlı bir şekilde dünya kanallarını gezinmeye başladım. Canım daha da sıkıldı. Çünkü o kanallarda belgesel ve toplumsal yararı gözeten programlar vardı. Belki diğer ülkelerde de bizdeki gibi dedikodu ağırlıklı programlar vardır. Ancak bunun sayısının oldukça az olduğunu düşünüyorum.

Bir kez daha altını kalın çizgilerle belirtmek istiyorum. Bir toplumu eğitimsiz insan yığınından, medeni bir millet haline getiren temel direklerden birinin anne eğitimi olduğunu belirtmek isterim. Kısacası kadın ve anne meselesi, o toplum için bir beka sorunudur. Gerçek manada her açıdan güçlü bir ülke olmak istiyorsak bu konuyu önemsemeli ve gerekli önlemleri almalıyız. Saygılar……

21.12.2023

Bayram ERDEN