Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder ATATÜRK, boğazına düşkün, çok yiyen birisi değildi. Yemekte tasarruflu olunmasını ister, aşırılıktan ve şatafattan kaçınırdı.

Onun için yemek ve sofra; felsefenin, bilimin, arkadaşlığın, vefanın, fıkraların, vecizelerin, tecrübenin, sanatın ve geleceğin konuşulduğu bir hazineydi.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu bir yazısında şöyle der: “Atatürk'ün sofrasından hepimizin ruhunda ve dimağında nice derin, tatlı ve ibret verici anılar, yaşama ve insanlığa dair, nice değerli dersler kalmıştır.”

Sabah kahvaltısını hafif yapar, peynirli puf omleti tercih eder, çay, kahve ve ayranı fazlaca tüketirdi.

Öğle yemeklerinde yatılı okuldan kalma alışkanlığı etsiz kuru fasulye ve pilavı tercih ederdi.

Akşam yemeklerini konuklarıyla birlikte yer, devlet meselelerine sofrada bile yer verirdi.

Haşlanmış kuşkonmazı, favayı, gül reçelini, kavunu, leblebi ve fıstığı, ıspanaklı böreği, karnıyarığı, etli bamyayı severdi. Tatlıyla pek arası yoktu. Nadir de olsa irmik helvası yerdi.

Atatürk’ün hayatında iz bırakan yemekler ise; etsiz kuru fasulye (kendisi bu yemeğe yağlı fasulye derdi) ve annesinin yaptığı Selanik usulü ıspanaklı börekti.

Bu vesileyle Cumhuriyetimizin 102. yaşını kutluyor, Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını saygıyla ve minnetle anıyorum.

Afiyetle kalın.