Yedigöller, Gölcük, Abant, Sarılan yaylası, At yaylası…

Yüzlerce gölet ve yayla.

Orman alanı en yüksek oranlı iller arasında 4.sıradayız.

Doğa yürüyüşü, kamp alanı, yaylalar, göller, kar ve kış, yaban hayatı, vs. ne ararsan var.

Hepsini kenara koy, Bolulu aşçılar her yerde, hepsine yeter.

Yani yağ var, un var, şeker var ama helva yapan çoğu zaman ‘’yalnız’’.

Kış turizmi ve hafta sonu turizmi arasına sıkışıp kalan Bolu turizmi, Instagram’a güzel fakat şehre ‘’kendince’’ bir rota çiziyor.

(Bu şehrin turizme ihtiyacı var mı, orası ayrı mesele.)

Slogandan öteye geçmeye çalışan bir başlıksa hep ağızlarda; ‘’turizm potansiyelimiz çok yüksek’’.

Bence en büyük sorun cesaretsizlik.

Özgünlük yok, risk yok.

Herkesi memnun etmeye çalışırken, cumartesi-pazar ve kış turizmi arasında gelip gidiyoruz.

Birkaç gün önce, Bolu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü önemli bir veri açıkladı. Kısaca diyor ki; en çok merak edilen iller arasında 10. sıradayız. Görev olarak da yapısal olarak da çok emek var, kabul.

Turizm Otelcilik/Aşçılık Liseleri başarıdan başarıya koşuyor, nitelikli eleman yetiştiriyor, kabul.

Bolu Belediyesi strateji geliştiriyor, tanıtım yapıyor, Bolu turizmi için uğraşıyor, kabul.

Fakat kollektif (birlikte yapılan, ortaklaşa) bir hikâye var mı? Yorumu size bırakıyorum.

Her kurum kendince harikalar yaratırken, ortak paydada buluşmak, ortak bir hikâye yaratmak çok mu zor?